GAPS Beslenme Protokolu

“Sağlıklı floraya sahip iyi işleyen bir bağırsak, sağlığımızın temelidir. ”
“Tıpkı kökleri hasta bir ağacın gelişemeyeceği gibi, iyi işleyen bir sindirim sisteminden mahrum bir vücut da gelişemez. Bağırsaktaki bakteri nüfusu yani bağırsak florası, kökleri saran toprak gibidir. Ona yaşama alanı, koruma, destek ve gıda sağlar. Biliyoruz ki, bir ağacın toprağın altındaki gizli, görünmeyen kökleri; ağaçtaki her dalın, her sürgünün, ne kadar yüksek bir dalda olursa olsun en küçük yaprağın bile sağlığında kritik rol oynar.

İnsan vücudu, çok fazla sayıda çeşitli mikro yaratıkların yaşadığı bir gezegen gibidir. Her birimizdeki hayatın çeşitliliği ve zenginliği, herhalde dünya üzerindeki hayat kadar şaşırtıcıdır! Sindirim sistemi, cilt, gözler, solunum ve boşaltım organları, trilyonlarca görülmez misafirle beraber mutlu bir şekilde varlığını sürdürür. Hep birlikte, uyum içinde yaşayan bir makro ve mikro yaşam ekosistemi oluştururlar. Bu simbiyotik bir ilişkidir, hiçbiri diğeri olmadan var olamaz. Biz insanlar, vücudumuzla birlikte her yere götürdüğümüz bu küçük mikro organizmalar olmadan yaşayamayız. En büyük mikrop kolonisi sindirim sistemimizde yaşar. Sağlıklı bir yetişkinin bağırsağında ortalama 1,5 – 2 kg. bakteri bulunur. Bütün bu bakteriler kaotik bir mikrop yığınından ibaret değildir. Bazı türlerin diğerlerine baskın olduğu ve yönettiği oldukça organize bir mikro dünya oluştururlar. Vücudumuzdaki işlevleri bizler için o kadar yaşamsaldır ki, bağırsaklarımız sterilize edilseydi herhalde hayatta kalamazdık. Sağlıklı bir vücutta bu mikrobik dünya oldukça istikrarlıdır ve ortam değişikliklerine uyum gösterir. Bu dünyada kim kimdir, bir göz atalım. Bağırsak mikro-florası üç gruba ayrılabilir:

Esas veya faydalı flora: En önemli ve sağlıklı bir vücutta sayıca en büyük grup budur. Bu bakterilere, yerli dost bakteriler de denir. Bu grubun asil üyeleri Bifidobacteria, Lactobacteria, Propionobacteria, E. coli’nin fizyolojik nesilleri, Peptostreptococci ve Enterococci’dir. Vücutlarımızda ne gibi iyi işler yaptıklarına detaylarıyla değineceğiz.

Fırsatçı flora:Sayı ve kombinasyonları oldukça kişisel olabilen çeşitli mikroplardan oluşmuş büyük bir gruptur. Bacteroids, Peptococci, Staphylococci, Streptococci, Bacilli, Clostridia, Enterobacteria (Proteus, Clebsielli, Citrobacteria vb.), Fuzobacteria, Eubacteria, Catenobacteria ve mayalar bu gruptandır. İnsan bağırsağında, şu ana kadar bilimin bulduğu ortalama 500 mikrop türü vardır. Sağlıklı bir insanda sayıları sınırlıdır ve yararlı bakteriler tarafından kontrol edilirler. Bu mikropların her biri, kontrolden çıktığında çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilecek kapasitededir.

Geçici flora: Günlük olarak yiyecek ve içeceklerle aldığımız, genellikle mayalama özelliği olmayan gram-negatif basillerden oluşan çeşitli türlerde mikroplardır. Bağırsak faydalı bakteriler tarafından iyi korunduğunda, bu gruptan mikroplar sindirim sistemi boyunca ilerlerken hiçbir zarar veremez. Ama faydalı flora hasar görmüşse veya işlevini iyi bir şekilde yerine getiremiyorsa, bu gruptan mikroplar hastalığa yol açabilir.

İnsan sindirim sistemi, başlangıcında ve sonunda dış dünyaya açılan uzun bir tüp gibidir. Dış dünyadaki zararlı her şeyin vücudumuza girmesi için sindirim sistemi mükemmel bir kapıdır. Her gün bol miktarda mikro organizmayı, kimyasalı ve toksini yiyor ve içiyoruz. Peki, nasıl hayatta kalabiliyoruz? Temel sebeplerden biri, sindirim yolunu boylu boyunca kaplayan bakteri tabakasıdır. Bağırsak epiteli üzerinde toprağın çimli kısmı gibi yayılan bu kalın katman; istilacılara, sindirilmemiş yiyeceklere, toksinlere ve parazitlere karşı doğal bir bariyer görevi görür. Nasıl toprak, çimli üst tabakası olmadığında erozyona uğrarsa, bağırsak duvarı da koruyucu bakteri katmanı olmazsa zarar görür. Peki, yerli bakterilerimiz bağırsak duvarını nasıl korur?

Bu bakteriler, fiziksel bir bariyer oluşturmanın ötesinde işgalci patojen mikroorganizmalara karşı antibiyotik benzeri, anti fungal ve anti viral maddeler üretirler. Yararlı bakteriler ayrıca organik asitler üreterek bağırsak duvarında pH seviyesini 4.0-5.0 dolaylarına düşürürler. Daha alkalin ortamları isteyen patojenik “kötü” mikroplar, bu rahatsız asidik ortamda rahatça üreyip gelişemezler.

Sağlıklı bağırsak florası, bağırsak duvarının sağlığını korumak dışında sindirim ve emilim işlemlerinde de aktif rol oynar. Hal böyleyken, dengeli bir bağırsak florası olmadığı takdirde, yiyeceklerin normal sindirimi ve emilimi imkânsızdır. Bağırsak florası proteinleri sindirir, karbonhidratları fermente eder, yağları ve lifleri parçalar. Bağırsaktaki bakteri faaliyetlerinin yan ürünleri; mineral, vitamin, su, gaz ve pek çok diğer besini bağırsak duvarından kan dolaşımına taşımakta çok önemli rol oynar. Bağırsak florası hasar görmüşse, dünyanın en iyi besinleri bile parçalanıp emilemez.

Yiyeceklerin içindeki bazı maddeler, yararlı bakterilerin yardımı olmaksızın insan bağırsağında sindirilemez. Gıdasal lifler buna iyi bir örnektir. Sağlıklı bir florası olan bağırsakta lifler, kısmi olarak parçalanıp oligosakkaridlere, amino asitlere, minerallere, organik asitlere, bağırsak duvarını ve vücudun geri kalanını besleyecek diğer faydalı besinlere dönüştürülür. Vücutta tüm faydalı fonksiyonların gerçekleşmesi, bakterilerin lifler üzerindeki çalışmasına bağlıdır. Ve bu iyi bakteriler hasar görüp lifler üzerinde çalışamaz hale gelirse, lifler kendi başlarına sindirim sistemi için tehlikeli hale gelir; kötü patojen bakteriler için uygun bir yaşam alanı oluşturur ve bağırsak duvarında iltihaplanmayı yükseltir.

Bağırsaklarımızdaki iyi bakteriler olmadan çoğumuzun sindiremeyeceği, liflerden başka bir madde daha var. Bu madde laktoz adı verilen süt şekeridir. Çoğu kişinin laktozu tolare edemediği bilinen bir gerçektir. Yani, bu kişiler sütü sindiremezler. Çoğu GAPS’lı çocuk ve yetişkin bu gruptadır. Anormal bağırsak florasına sahip kişilerin çoğunda çeşitli seviyelerde anemi görülür. Bu hiç de şaşırtıcı değildir. Bu kişiler, yiyeceklerden kan için gerekli vitamin ve mineralleri ememedikleri gibi, kendi vitamin üretimleri de hasarlıdır.

GAPS hastalarının çoğu solgun görünümlü ve kan testleri aneminin tipik belirtilerini işaret ediyor. Bu hastaların çoğuna doktorlar tarafından demir tabletleri reçete ediliyor. Ama aneminin tedavisi için demir tabletlerinden çok daha fazlası gereklidir. Vücudun sağlıklı kan için; magnezyum, bakır, manganez, iyot, çinko, B1, B2, B3, B6, B12, C, A, D vitaminleri, folik asit, pantotenik asit ve pek çok amino aside ihtiyacı vardır. Dünya genelinde yapılan çok sayıda araştırma, sadece demir desteği vermenin anemiyi tedavi etmediğini gösteriyor. Doktorların hala anemi hastalarına demir reçete ettiğini görmek beni üzüyor. Demir desteğinin, demir seven patojen bakteri üremesini artırarak yol açtığı pek çok yan etki var. Ayrıca demir besin destekleri, GAPS hastalarında zaten çok hassas ve iltihaplı olan bağırsak astarındaki hücreleri de olumsuz etkiliyor. Anormal bağırsak florasına sahip kişilerde, bahsettiğimiz bütün bu faktörlere bağlı olarak çoklu besin eksiklikleri ortaya çıkıyor. GAPS hastalarına yapılan testlerde çok sayıda önemli vitamin, mineral, temel yağlar, amino asitler ve diğer besinlerin eksikliği tipik olarak görülüyor.

GAPS’lı hastaların bağışıklık sistemi sürekli risk altındadır. Bağışıklık durumlarını test ettiğimizde diğer immunoglobulinlerin sayısı artabilirken, bazı immunoglobulinlerin bu hastalarda eksik olduğunu görürüz. Bağışıklık sisteminin tamamında, çeşitli hücrelerinde, enzimlerinde ve diğer kısımlarında zayıflama yaygındır. Sindirim sisteminin sayısız bakteriyle kaplı epitel yüzeyi, hem sistemik hem mukozal bağışıklığın beşiği olarak tanımlanıyor.

Bebekler olgunlaşmamış bir bağışıklık sistemiyle dünyaya geliyorlar. Bebeğin bağışıklık sisteminin olgunlaşmasında sindirim yolundaki sağlıklı bakteri florası hayati rol oynuyor. Hayatının ilk 20 gününde dengeli bir bağırsak florası oluşmazsa, bebeğin bağışıklığı tehlikelere açık hale geliyor. Bağırsak duvarı epitelinde yaşayan yararlı bakterilerin bağışıklığı düzenlemek için çok çeşitli yöntemleri var.

Sindirim sistemimizdeki temel veya yararlı bakteriler, bağışıklık sisteminin bağırsak duvarında yaşayan çok önemli bir üyesini, lenfoid dokuyu harekete geçirir ve yüksek miktarlarda lenfosit ve immunoglobulin üretilmesini sağlar. Bağırsak duvarındaki lenfositler, immunoglobulin üretirler. Bunların arasında en önemlisi Sekretuvar Immunoglobulin A’dır (IgA). Sekretuvar IgA, vücuttaki bütün mukus zarlarında lenfositler tarafından üretilen ve vücut salgılarıyla atılan bir maddedir. Solunum yolu, burun, boğaz, idrar kesesi, idrar yolu, vajina, tükürük, gözyaşı, ter, doğumdan sonraki ilk süt, anne sütü ve elbette sindirim sistemi ile salgılarının mukus zarlarında bulunur. Görevi; işgalci bakterileri, virüsleri, mantar ve parazitleri parçalayıp etkisiz hale getirerek mukus zarlarını korumaktır.

Bütün olarak baktığımızda, bağırsak florasının durumunun bağışıklık sisteminin doğru çalışması üzerindeki etkisini ne kadar vurgulasak abartmış olmayız. Bağışıklığımızın % 80-85’inin bağırsak duvarında yaşadığı tahmin ediliyor. Bakteri tabakasıyla kaplı bağırsak duvarı, bağışıklık sisteminin sağ kolu olarak nitelendirilebilir. Bakteri tabakası zarar görürse veya daha da kötüsü anormalleşirse, kişinin bağışıklık sistemi sağ elini kullanmadan çalışıyor demektir.

Bağırsak florası anormalleşen kişilerde gelişen çeşitli besin eksikliklerini detaylarıyla ele aldık. Bağışıklık sistemi sürekli beslenmezse çalışamaz. İşini yapması için en iyi bilinen vitamin ve minerallere, amino asitlere ve yağlara ihtiyacı vardır. GAPS hastaları anormal sindirim ve emilime bağlı olarak pek çok besinin eksikliğini yaşarlar. Bu yüzden bağışıklık sistemleri sadece dengesini kaybetmez, aynı zamanda yetersiz beslenir.

Anormal bakteri florası olan bir vücudun bağışıklık sistemi, çoğunun bağışıklığa doğrudan yıkıcı etkisi olan toksik maddelere açık hale gelir. Bu toksinler, GAPS hastasının bağırsağında ve vücudunun diğer yerlerinde yararlı bakterilerin kontrolü olmaksızın mutlu bir şekilde yaşayan fırsatçı mikroplardan yayılırlar. Bağırsak florası anormal olduğunda bağırsak duvarı hasarlı ve sızıntılı hale gelir. İşgalciler ve sindirilmemiş yiyecekler, bağırsağın hasar görmüş epitel bariyerinden durmaksızın geçer. Yetersiz beslenmiş, zayıf, dengesi kaybolmuş ve toksinlenmiş olan bağışıklık sistemi bütün bunlarla ilgilenmek zorunda kalır.

Bağırsak Florasına Neler Zarar Verir?
Bağırsak floramızın sürekli olarak karşı karşıya kaldığı tehlikelere bir bakalım.
Antibiyotikler: Penisilinler, Tetrasiklinler, Aminoglikozitler, Antifungal (anti-mantar) antibiyotikler. Antibiyotiklerin sadece bağırsakta değil, vücuttaki diğer organlarda ve dokularda yaşayan yararlı bakteriler üzerinde de yok edici etkisi vardır. Modern dünyada, bu faktörlerin çoğundan kaçmak imkânsızdır. Antibiyotikler; bakteri, virüs ve mantarları iyi huyludan kötü huyluya dönüştürür ve dokulara saldırıp hastalık yaratma yeteneği kazandırır. Antibiyotikler, bakterileri antibiyotiklere dayanıklı hale getirir.
Diğer ilaçlar: Ağrı kesici ve analjezikler, steroid ilaçlar, doğum kontrol hapları, uyku hapları, mide ekşimesine karşı verilen ilaçlar, sinir yatıştırıcı ilaçlar.
Beslenme: İşlenmiş ve şekerli karbonhidratların tüketilmesi, bebeklerin biberonla beslenmesi, uzun süre oruç tutmak, aç kalmak ve aşırı yemek.
Hastalıklar: Tifo, kolera, dizanteri, salmonella gibi bulaşıcı hastalıklar ve bazı virüs enfeksiyonları, ameliyat, kemoterapi, hormon tedavisi ve radyoterapi.
Stres: Uzun süreli fiziksel veya psikolojik stres.
Diğer faktörler:Fiziksel yorgunluk, ileri yaş, alkol, kirlilik, toksik maddelere maruz kalmak, mevsimsel faktörler, iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalmak ve sert iklimler.

Modern dünyada, bu faktörlerin çoğundan kaçmak imkânsızdır. Her birimizin bağırsağı kendine has bir mikrop karışımıyla doludur. İlaçlar ve saydığımız diğer faktörlerin etkisiyle bu bağırsak florası, her birimizde kendine has bir şekilde değişir, hepimiz farklı sağlık sorunlarına yatkın hale geliriz. Bu süreç önceden kestirilemez. Bilim, bağırsak anormalliklerini tedavi etmek bir yana, henüz bağırsaktaki mikropların hepsini test edecek güvenilir bir yöntem geliştiremedi. Her yeni doğan bebek bağırsak florasını annesinden aldıkça, floradaki hasar da nesilden nesile aktarılıyor ve giderek şiddetleniyor. Bunu, anormal bağırsak florası sorunlarının nesiller içinde daha ciddi hale gelmesinden anlıyoruz.”

Kaynak: “GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu için Doğal Tedavi Yöntemi” kitabı;
Yazar: Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride, MD

BAĞIRSAK ve BEYİN İLİŞKİSİ , PSİKOLOJİ SENDROMLARI
Anormal, hasarlı ve geçirgen bağırsak florası nedeniyle; toksinler, ağır metaller, katkı maddeleri, iyi sindirilemeyen besinler, bağırsak duvarından kana ve kan yoluyla beyne gider. Bu yüzden toksinlenen beyin; otistik, şizofrenik, epilepsik, depresif, hiperaktif, disleksik, manik vb. semptomlar gösterir.
Beynin toksinlenmesine bağlı olarak ortaya çıkan semptomlar:.Otizm, Şizofreni, Epilepsi, Depresyon, Bipolar Bozukluk, Anksiyete, Şizoaffektif Bozukluk, OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk, DEB (Dikkat Eksikliği Bozukluğu), DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu),Disleksi, Dispraksi, Panik Atak, Öfke Problemleri, Yeme Bozuklukları, Uyku Problemleri, Bağımlılıklar)
“GAPS’lı (Bağırsak ve Psikoloji Sendromlu) çocuk ve yetişkinlerde, çok çeşitli şekillerde sindirim problemleri vardır. Çeşitli derecelerde kolik, şişkinlik, gaz, ishal, kabızlık, anormal görünümlü gayta, ağız kokusu, aşırı tükrük salgılama, yemek yeme güçlükleri ve yetersiz beslenme; otizm, şizofreni ve diğer GAPS hastalıklarının tipik birer parçasıdır.

Aynı şekilde GAPS’lı çocuğunun normal dışkı yaptığını söyleyen ebeveyn neredeyse yoktur. Yüzlerce otistik çocukla çalışan Dr.Wakefield ve ekibinin bulguları yanısıra, dünya genelinde klinik gözlemleriyle otistik çocuklarda şiddeti kişiye göre değişen sindirim bozuklukları olduğunu destekleyen pek çok doktor vardır.

Şizofreniyi, çölyak gibi sindirim anormallikleriyle ilişkilendiren C. Dohan, R. Cade, K. Rachelt, A. Hoffer, C. Pfeiffer ve başka doktor ve bilim insanları; şizofrenide de bir bağırsak-beyin bağlantısı olduğunu çok ciddi bilimsel bulgularla kanıtladılar. Otizm ve şizofreni dışında; DEHB, disleksi, dispraksi, epilepsi, bipolar bozukluk gibi neredeyse bütün GAPS hastalarının da farklı derecelerde sindirim problemleri yaşadığı biliniyor. Soru şu: Neden GAPS’lı çocuk ve yetişkinlerin sindirim sistemi bu durumda? Bunun, akıl sağlıklarıyla ne ilgisi var?

Modern tıp, biz insanları farklı sistemlere ve alanlara böldü: kardiyovasküler sistem, sindirim sistemi, sinir sistemi, vb. Bu bölümlere göre her biri insan vücudunun belirli parçalarıyla ilgilenen farklı tıp uzmanlıkları yaratıldı: kardiyoloji, gastroenteroloji, jinekoloji, nöroloji, psikiyatri, vb. Böyle olmasının bir sebebi var. Yıllar içinde tıp bilimiyle ilgili biriken devasa miktarda bilgi var. Dünyada hiçbir doktor hepsini detaylarıyla bilemez. Uzmanlaşmak doktorların belirli bir ilgi alanına odaklanmasını, o alana iyice hâkim olup konularında ustalaşmalarını sağlar.

Ancak doktorlar, uzmanlıklara ayrılarak çalışılmaya başladığından beri bir sorunun farkındalar. Bir alanda uzmanlaşan doktorlar, en iyi bildikleri organları incelemeye eğilimli oluyor, vücudun geri kalanını göz ardı ediyorlar. Her organın vücudun geri kalanıyla birlikte var olduğu ve işbirliği içinde çalıştığı unutuluyor. Her bir sistemin, organın, dokunun ve hatta hücrenin diğerine bağlı olduğu, birbirini etkilediği ve birbiriyle iletişim kurduğu vücudumuz bir bütün olarak yaşar ve çalışır. Hiçbir organ, vücudun geri kalanını hesaba katmadan bırakın tedavi edilmeyi, muayene bile edilmemelidir.

Tıbbın özellikle bir alanı, ilgili organı vücudun geri kalanından ayırarak inceler. Bu alan, psikiyatridir. Akıl sağlığıyla ilgili sorunlar; genetik, çocukluk deneyimleri, psikolojik etkilenimler gibi pek çok açıdan incelenir. Hesaba katılacak son yer hastanın sindirim sistemidir. Modern psikiyatri sindirim sistemini hiç hesaba katmaz. Oysa tıp tarihinde, psikiyatrik hastalıkların sadece bağırsağın “temizlenmesiyle” iyileştirildiğine dair yeterince örnek bulunuyor. Ünlü Japon Profesör Kazudzo Nishi, psikiyatrik vakaların en azından onda birinin, bağırsağın kendi kendini toksinlemesinden kaynaklandığını düşünüyordu.

Psikiyatri hastalarının büyük çoğunluğu sindirim sorunları da yaşar; ancak bunlar genellikle doktorlar tarafından göz ardı edilir. Bağırsak-beyin ilişkisi, çoğu günümüz doktorunun nedense anlayamadığı bir ilişkidir. Milyonlarca antidepresan, uyku hapı ve hastaların beyinlerine etki etmesi için sindirim sistemlerine aldıkları daha bir sürü ilaç reçete etmelerine rağmen, sindirim sistemi ve beyin arasındaki bağlantıyı hala göremiyorlar. Alkolün beynimizi nasıl etkilediğini herkes bilir. Alkollü içecekleri nasıl tüketiriz? Elbette içerek ve sindirim sistemimize göndererek.

Ama beyinlerimizi etkileyen toksik maddeleri tüketmemiz gerekmez. Sindirim sistemimizde bazı mikropların bulunması, kendi vücudumuzda sürekli bir toksisite kaynağına sahip olmamız için yeterlidir. GAPS’lı bir kişinin sindirim sistemi, vücudun ana toksisite kaynağı haline gelir. GAPS’lı çocuk ve yetişkinlerin anormal bağırsak floraları, bilinmeyen sayıda çeşitli nörotoksinler üretir. Bu toksinler hasarlı bağırsak duvarından kana geçerler ve böylece beyne ulaşırlar. Hangi toksinlerin bir araya geldiği kişiye özeldir. Bu yüzden her GAPS hastası birbirinden çok farklıdır. Anormal floranın ürettiği toksinlerin sayısı bilinemez. Yine de GAPS’lı çocuklarda ve yetişkinlerde yaygın olarak görülen bazı nörotoksinler herhangi bir kişiyi akıl hastası yapabilir.

Etanol ve asetaldehid:
Otizm, DEHB, şizofreni, disleksi, dispraksi ve diğer psikolojik problemler söz konusu olduğunda alkolizm genellikle akla gelmez. Ama aralarında ciddi bir ilişki vardır. GAPS hastalarında çeşitli faktörlere bağlı olarak patolojik vücut florasının aşırı çoğaldığını biliyoruz. Bu patojenlerin bir grubu da neredeyse istisnasız olarak, aralarında Candida türlerinin de bulunduğu mayalardır. Mayalar, glikozla ve diğer şeker türleriyle beslenir. Şeker, karbonhidratların sindirilmesiyle açığa çıkar. Bu biyokimyasal süreçte Candida ve diğer mayalar, besinlerden alınan glikozu alkole (etanol) ve yan ürünü olan asetaldehide çevirirler. Alkol ve yan ürünlerinin moleküler ağırlığı düşüktür. Bu sayede vücuttaki bariyerleri kolaylıkla geçerler. Kana kolayca karışır, plasentayı geçerek anne karnındaki bir cenine rahatça ulaşabilirler. Hamilelik, bağışıklığın doğal olarak baskılandığı bir süreçtir. Bir kadının vücudunda hali hazırda Candida artışı varsa, hamilelik durumu daha da kötüleştirir. Alkolün özellikle de çocuklar için toksik olduğunu hepimiz biliyoruz. Çok az miktarlarda da olsa, sürekli alkol alımından etkilenmeyecek bir organ yoktur.

Asetaldehid, alkol yan ürünlerinin en toksiği olarak bilinir. Bu kimyasalın en yıkıcı etkilerinden biri, proteinlerin yapısını değiştirebilme yeteneğidir. Büyük oranda proteinlerden meydana geliriz. Hormonlardan enzimlere kadar vücudumuzda bulunan sayısız ve çeşitli aktif madde proteindir. Yapıları asetaldehidle değiştiğinde, fonksiyonlarını gereğince yerine getiremezler. Alkol ve asetaldehid, vücutta pek çok temel besini işe yaramaz hale getirir. Örneğin proteinlere bağlanan asetaldehid; nörotransmitter üretiminde, yağ asitlerinin metabolizmasında ve vücutta daha pek çok süreçte rol alan B6 vitamininin işlevsel eksikliğine yol açar. İşlevsel eksiklik nedir?

Kişi, besinlerden yeterince B6 vitamini alabilir ama asetaldehid, bu vitaminin proteinler üzerindeki çalışma alanını işgal ederek işini yapmasına engel olur. Böylece vitamin vücutta amaçsızca dolaştıktan sonra dışarı atılır. Bu durum sadece B6 vitamini değil, işlevini yerine getirmek için proteinlere bağlanması gereken daha birçok maddenin başına da gelir.

GAPS hastalarında bir başka yaygın işlevsel eksiklik, tiroit yetmezliğidir. Tiroit bezi yeterince hormon üretse de, çalışma alanları asetaldehid ve diğer toksinler tarafından işgal edilmiştir. Sonuç olarak kişide tiroit yetersizliğinin tipik belirtileri olan depresyon, cansızlık, yorgunluk, kilo alma, vücut ısısı kontrolünün zayıflaması, bağışıklığın zayıflaması, vb. görülür.

Glüten ve kazeindeki opiatlar:
Afyon, morfin, eroin gibi madde bağımlılarının yaygın olarak kullandığı uyuşturuculara, opiatlar denir. Peki, bunların GAPS’lı çocuklar ve yetişkinlerle ne ilgisi vardır? Glüten tahıllarda; en çok da buğday, çavdar, yulaf ve arpada bulunan bir proteindir. Kazein; inek, keçi, koyun, insan sütlerinde, diğer sütlerde ve süt ürünlerinde bulunan süt proteinidir. GAPS’lı hastalarda bu proteinler gerektiği gibi sindirilemez ve kimyasal yapıları morfin, eroin gibi opiatlara benzeyen maddelere dönüşür. Şizofreni, otizm, DEHB, doğum sonrası psikoz, epilepsi, Down sendromu, depresyon ve romatizmalı atardamar yangısı gibi bazı otoimmün hastalıklarda, hastaların idrarlarında glütenomorfin ve kazomorfin adı verilen glüten ve kazein peptitlere rastlanır. Tahıllarda ve sütte bulunan bu opiatların kan-beyin bariyerini geçip tıpkı morfin veya eroin gibi beynin bazı bölgelerinin işlevini engellediği düşünülüyor. GAPS’lı bağırsakta, kötü sindirim ve kötü emilim tablosu ortaya çıkar. Bu esnada patojen bakteriler, mantar ve virüsler bağırsak duvarına zarar vererek; kazomorfin, gliadomorfin gibi kötü sindirilmiş proteinlerin ve diğer maddelerin kana karışmasına ve beyne gitmesine izin verirler.

Glütenomorfin ve kazomorfinler üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda Glütensiz ve Kazeinsiz Diyet (GKD) geliştirildi. Bazı otistik çocuklarda bu diyet sayesinde ciddi gelişmeler kaydediliyor. Ancak çoğu çocukta bir etkisi olmuyor. Çünkü GAP sendromu, glütenomorfinler ve kazomorfinlerden çok daha fazla bileşen içeriyor. Bu yüzden hastaların çoğu diyet uygularken GAPS’ı diğer pek çok açıdan da ele almalı.

Diğer toksinler:
Patojenlerden Clostridia ailesinin üyeleri oksijensiz ortamda yaşadığı için incelenmeleri çok zordur. Ancak Dr. William Shaw, Clostridia’ya karşı geliştirilen ilaçlarla ciddi ilerleme kaydeden otistik çocukları kitabında detaylarıyla ele almış. Ne yazık ki bu çocuklar ilaç kesilir kesilmez yine otizme geri dönüyorlar. Geçen bölümde bahsettiğimiz gibi Clostridia ve bağırsaktaki diğer patojenlerle başa çıkmanın en iyi yolu, sağlıklı bir bağırsak florası oluşturmak ve yararlı bakteriler sayesinde doğal yollardan kontrol sağlamaktır. Otistik çocuklarda, biyokimya alanında çalışan Dr. Alan Friedman tarafından başka korkutucu toksik maddeler de bulundu. Deltorfin ve delmorfin adlı bu kimyasallar ilk kez Güney Amerika’da, zehirli bir kurbağa türünün derisinde keşfedildi. Yerliler, düşmanlarını felç etmek için oklarının ucunu bu kurbağanın salgıladığı mukusa batırıyorlardı. Deltorfin ve delmorfin, son derece güçlü nörotoksinlerdir. Dr.Friedman bu toksinleri kurbağanın değil, kurbağanın derisinde yaşayan mantarların ürettiğini düşünüyordu. Bu mantarların otistik çocukların bağırsaklarında ortaya çıkması mümkündür. Gelecekteki araştırmaların bu konuyu açıklığa kavuşturacağını umuyoruz. GAPS hastalarında başka bir dizi güçlü toksin daha tespit edildi ve araştırıldı. Bu kitapta bunların hepsini inceleyemeyiz. Ama bilmemiz gereken önemli nokta, GAPS’lı çocukların ve yetişkinlerin oldukça toksik bireyler olduğudur. Bu toksisite sindirim sistemlerinden kaynaklanır. Bu yüzden tedavi için her şeyden önce kişinin sindirim sistemine odaklanmalıyız. Sindirim sistemindeki problemler ortadan kalkmasıyla, psikoloji sendromları da ortadan kalkacaktır.

Kaynak: “GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu için Doğal Tedavi Yöntemi” kitabı;
Yazar: Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride, MD

BAĞIRSAK ve BEDEN İLİŞKİSİ, FİZYOLOJİ SENDROMLARI
Anormal, hasarlı ve geçirgen bağırsak florası nedeniyle, iyi sindirilemeyen besinler; bağırsak duvarından kana geçer. Bu durum bağışıklık sisteminin aşırı derecede çalışmasına ve kana geçen sindirimi tamamlanmayan besinlere karşı da antikor üretmesine sebep olur. Bağışıklık sisteminin aşırı derecede çalışması sonucu üretilen bu antikorlar; kendi vücut dokularına saldırmaya başlar ve yok etmeye çalışır. Bu durum bağışık¬lık sistemini zayıflatır ve Otoimmün Sistem Hastalıklarına neden olur.
Organların, dokuların toksinlenmesine bağlı olarak ortaya çıkan Fizyolojik ve Otoimmün sistem hastalıklardan bazıları şunlardır:Akne, Alerjiler, Anemi, Artrit, Astım, Bellek Problemleri, Çölyak, Demans (Bunama), Diyabet1, Egzema, Eklem Ağrıları, Enzim ve Hormon Bozuklukları, Gelişme Geriliği, Gıda Alerjileri, Gıda İntoleransları, Otoimmün Tiroidit (Haşimato), Kolesterol Problemleri, Kronik Yorgunluk, Kulak Enfeksiyonları, Migren, MS (Multipl Skleroz), PMS-Regl Problemleri, Parkinson, Romatoid Artrit (RA), Sedef, Sistit, Tansiyon Problemleri, Tiroit Problemleri, Ağız Kokusu, Crohn, Gastrit, Ülser, Gaz, Hazımsızlık, İrritabl Bağırsak Sendromu, Reflü, İshal, Kabızlık, Fibromiyalji, ALS.
Anormal, hasarlı ve geçirgen bağırsak florası nedeniyle, iyi sindirilemeyen besinler; bağırsak duvarından kana geçer. Bu durum bağışıklık sisteminin aşırı derecede çalışmasına ve kana geçen sindirimi tamamlanmayan besinlere karşı da antikor üretmesine sebep olur. Bağışıklık sisteminin aşırı derecede çalışması sonucu üretilen bu antikorlar; kendi vücut dokularına saldırmaya başlar ve yok etmeye çalışır. Bu durum bağışık¬lık sistemini zayıflatır ve Otoimmün Sistem Hastalıklarına neden olur.

Aşırı Çalışan bağışıklık sistemi sonucu üretilen antikorların, Merkezi Sinir Sistemine yönlenmesiyle; her sinir hücresini ve her sinir lifini koruyan bir yalıtım maddesi gibi kaplayan miyelin tabakasına saldırması sonucu Multiple Skleroz (MS) hastalığı ortaya çıkar. Bu inflamatuar reaksiyon, sadece miyeline değil aynı zamanda oligodendrosit yani miyelini üreten hücreleri de hasara uğratmaktadır. Miyelin tabakasının yok edilmesi sonucunda sinir aksonları çıplak kalmaktadır. Çıplak, yani demiyelinizasyona uğramış aksonlar elektrik impulslarını çok yavaş iletmekte ya da hiç iletememektedir. Bu nedenle beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki kontrol kabiliyeti bozulur. GAPS Tedavisiyle hastalığın kaynağı olan ince bağırsaklardaki geçirgenlik ve bakteri dengesizliği iyileşeceği için; onarım mekanizmaları harekete geçer. Daha önce hasar görmüş miyelinin onarımıyla impuls aktarımının tekrar sağlıklı gerçekleşmesine ve geçici olarak yitirilen fonksiyonların büyük bir bölümünün tekrar geri alınması sağlanmış olur.

Aşırı üretilen antikorlar tiroid hücrelerine gidip yapışarak onları ‘aynı bir mikropmuş’ gibi tahrip eder. Bunun sonucu olarak iltihabi bir durum (“tiroidit”) ortaya çıkar. Bu iltihap ve harabiyet sonucunda hormon üreten tiroid hücreleri çalışamaz hale gelir, kandaki tiroid hormon (tiroksin) düzeyi düşer, TSH düzeyi artar. Hastada hipotiroidizm (tiroid hormon yetmezliği: örneğin Haşimato hastalığı) veya daha seyrek olarakhipertiroidizm (zehirli guatr: örneğin Basedow Graves hastalığı) oluşabilir. Antikorları çok yüksek olanlarda tiroid kanseri görülme oranı daha yüksektir.

Bağışıklık sisteminin eklemlere saldırması; Romatoid Artrit (RA) adı verilen, enflamatuvar bir otoimmün bozukluk olarak tanımlanan hastalığa neden olur. Engelleyici ve ağrılı bir iltihabi durumdur, ağrı ve eklem aşınması sebebiyle önemli oranda hareket kaybına yol açabilir. Eklemlerin iç yüzünü döşeyen dokunun iltihabı ile başlar ve kıkırdak, kemik, tendon ve bağlarda harabiyet yapabilir. GAPS tedavisi; hastalığa kaynaklık eden ve bağışıklık sisteminin aşırı derecede aktive olmasına sebep olan bağırsak flora anormalliğini ve bağırsak duvarı hasarını ortadan kaldıracağı için, onarım mekanizmaları harekete geçerek eklem dokuları iyileşmeye başlayacaktır.

Bağışıklık sisteminin aşırı aktivasyonu aynı zamanda, vücuttaki deri, damar, kalp, akciğer ve kaslar gibi birçok eklem dışı dokuyu da etkiler. Vücudun kendi dokularına karşı antikor üretmesi ile birlikte bağışıklık sisteminin zayıf düşmesi sonucunda Kronik Yorgunluk Sendromu, bir çeşit iskelet-kas sorunu olan Fibromyalji, saçlı ve tüylü bölgelerin beyazlaş¬masına neden olan Vitiligo ve Vaskulit, Ürtiker, Diyabet, Raynaudgibi hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Vücut tarafından gereksiz yere üretilen antikorlar bağırsağa karşı harekete geçmeye başlarsa Ülseratif Kolit, Crohn Hastalığı, ortaya çıkar. Antikorlar akciğerleri etkilemeye başlarsa, durum Astımla sonuçlanır. GAPS Tedavisi bu hastalıkların kaynağı olan hasarlı ve geçirgen bağırsakları tedavi ettiği için; adı geçen bütün hastalıklar için önleyici ve tedavi edicidir.

Çölyak da GAPS’la tedavi edilen hastalıklardandır. Günümüzde çölyak hastalığında önerilen diyet, glüten içermeyen yiyeceklere izin veren ‘Glütensiz Diyet’tir. Glütensiz Diyet, çölyak hastalığını tedavi etmez. Çölyak hastalığı tarihte bir zamanlar, ABD’de 1870-1964 yılları arasında yaşamış olan çocuk doktoru Sidney Valentine Haas tarafından tedavi edilmekte idi. Dr. Haas, beslenmenin çölyak hastalığı ve diğer sindirim hastalıkları üzerindeki etkisini yıllarca araştırdı. O ve meslektaşları, sindirim hastalarının diyetteki proteinleri ve yağları oldukça iyi tolare ettiğini gözlemledi. Ama tahıl ve nişastalı sebzelerdeki kompleks karbonhidratlar sorunu daha da kötüleştiriyordu. Şeker, laktoz ve diğer çift şekerlerin de diyetten çıkarılması gerekiyordu. Dr. Haas, 600’ün üzerinde hastayı ‘Spesifik Karbonhidrat Diyeti (SKD)’ yle tedavi ederek başarılı sonuçlar aldı. Verdiği diyeti en az bir yıl boyunca sürdürenlerde ‘nüksetme, ölüm, kriz, solunum problemi ve büyümeyle ilgili bir sorun yaşanmadan tam iyileşme’ yaşandı. Bu araştırmanın sonuçları, 1951’de Dr. Sidney V. Haas ve Merrill P. Haas tarafından yazılan kapsamlı bir tıp ders kitabı olan The Management of Celiac Disease (Çölyak Hastalığının Yönetimi)’de yayınlandı. Kitapta anlatılan diyet, dünya çapında tıp toplumu tarafından çölyak hastalığının çaresi olarak kabul gördü ve Dr. Sidney V. Haas’a pediatri alanındaki öncü çalışmaları nedeniyle onur ödülü verildi.

Dr.Sidney Haas, sadece çölyak hastalığını değil; Crohn’s, ülseratif Kolit gibi iltihaplı bağırsak hastalıklarını da SKD ile tedavi ediyordu. Takip eden yıllar içinde korkunç bir şey oldu. Çölyak hastalığı sonuçta bir glüten intoleransı veya glüten enteropatisi olarak tanımlandı. Glütensiz diyetin çölyak hastalığında etkili olduğu yayılınca, SKD eskimiş bilgi olarak görülüp unutuldu. Sadece çölyak hastalığı değil, bağırsakta ortaya çıkan çeşitli iltihaplı durumlarda tedavisiz kaldı.

Eğer bir anne olmasaydı, SKD, çölyak hastalığıyla ilgili tüm o tartışmalardan sonra unutulup gidiyordu! Elaine Gottschall, ciddi bir şekilde ülseratif kolit hastası olan ve nörolojik problemler yaşayan küçük kızına yardım edebilmek için, 1958 yılında Dr. Haas’ı görmeye gitti. Küçük kız, iki yıllık SKD sonrasında hastalık belirtilerinden tamamen kurtulmuş, enerji dolu bir çocuk olarak gelişimine devam ediyordu. SKD’nin kızındaki başarısından sonra Elaine Gottschall; Crohn’s hastalığı, ülseratif kolit, çölyak, divertikül iltihabı ve kronik ishalin çeşitli türlerini yaşayan binlerce kişiye yardım etti. Yıllarını bu diyetin biyokimyasal ve biyolojik temellerini araştırmaya adadı ve Breaking The Vicious Cycle, Intestinal Health Through Diet (Acımasız Döngüyü Kırmak, Diyet Yoluyla Bağırsak Sağlığı) adlı bir kitap yayınladı. Bu kitap dünyanın her yerinden binlerce çocuk ve yetişkin için gerçek bir kurtarıcı oldu ve çok sayıda baskısı yayımlandı. SKD tarifleriyle deneyimlerinin paylaşıldığı web siteleri ve web grupları kuruldu.

Çölyak da dahil olmak üzere, GAPS Hastaları için uygun diyet; Spesifik Karbon Hidrat Diyetinin geliştirilmiş hali olan GAPS Diyetidir. Glüteni diyetten çıkarmak, çölyak hastalığını tedavi etmez. Patojenik florayı besleyen tüm tahılları, nişasta içeren bütün sebzeleri ve çift moleküllü bütün şekerleri de diyetten tamamen çıkarmak gerekir. Ayrıca; patojenik florayı kontrol altına alacak olan esas ve faydalı florayı geliştiren, hasarlı ve iltihaplı bağırsak dokusunu tamir eden yiyecekleri de diyete dahil etmek gerekir. GAPS Diyetinin temel mantığı budur.

Yararlı bakterilerin sayısının az olmasının bir sonucu olarak, GAPS hastaları kanser riski taşırlar. Çünkü yararlı bakterilerin hücre duvarları; pek çok kanserojen maddeyi emerek etkisiz hale getirir, ayrıca kanser oluşumunun temeli olan hiperplastik süreci bastırır. Yararlı bakterilerin ve mantarlardan oluşan Esas ve Faydalı flora yetersiz olduğu için hiperplastik süreci bastıramaz. Helikobakter pylori, Kampilobakter pylori, Enterobaktera, Candida, Salmonella, E. coli ve Streptococci gibi her türden patojen ve fırsatçı bakterilerle mantarlar mide duvarında da yaşayabilir. Düşük asitli midede konuşlanan bu mikroplar; ülser, gastrit ve mide kanseri oluşumunda önemli rol oynarlar. GAPS hastalarının mide asidi seviyeleri düşük olduğu için bu hastalıkların risklerini taşımaktadırlar. Ayrıca; çocuk veya yetişkin, GAPS hastalarında yaygın olarak görülen kabızlık, bütün vücut için son derece zararlıdır. Kolon kanseri de dahil olmak üzere her türlü sindirim hastalığına ortam hazırlar ve bütün vücudu zehirleyen çok yüksek miktarlarda toksin üretir.

Söz konusu olan tüm bu hastalıklara kaynaklık eden, bağırsak flora anormalliği (disbiyozis) ve sızdıran bağırsak (Leaky Gut Syndrome) olmasına rağmen, neden herkeste tezahürü faklıdır? Neden, herkeste farklı hastalıklar, farklı semptomlar ortaya çıkar? Bazılarında şizofreni, depresyon, bipolar bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk gibi psikiyatrik hastalıklar; bazılarında otizm, dikkat eksikliği bozukluğu, hiperaktivite, disleksi, dispraksi gibipsikoloji sendromları; bazılarında ise MS, Alzheimer, Parkinson, Demans gibi nörolojik hastalıklar; bazılarında Mide Kanseri, Kolon kanseri, Kolesterol, Diyabet 1, Haşimato Ttiroiti, Romatoid Artrit, Alerji, Egzema gibi fizyolojik ve sistemik hastalıklar? Çok çeşitli cevaplar olabilir. Fakat biliyoruz ki, herkesin eşsiz bir bağırsak florası vardır, bu nedenle herkesin bağırsağındaki bakteri ve mantar çeşidi oranı farklıdır. Ayrıca herkeste her organ bariyerinin dayanıklılığı, karaciğer detoksifikasyon yeteneği gibi her canlı vücudu da eşsizdir ve genetik yatkınlıklar da farklıdır. . Fakat bu farklılıklara rağmen, her durumda ve herkeste bu sorunların ve hastalıkların kaynak problemi aynıdır.Anormal ve dengesiz bağırsak florası (disbiyozis)ve bağırsak duvarının hasarlı ve geçirgen (Leaky Gut Syndrome) olmasıdır.

Sonuç olarak; anksiyeteden, şizofreniye; epilepsiden otizme; gaz ve şişkinlikten kolon kanserine; mide hazımsızlığından mide kanserine; egzemadan MS (Multipl Skleroz) hastalığına, alzheimere ve parkinsona uzanan hastalık tablosuna kaynaklık eden temeldeki tek problem: Bağırsak florasının patojenik,bağırsak duvarının hasarlı ve geçirgen olmasıdır. Bağırsak florasının dengeye getirilmesi, bağırsak duvarının iyileştirilerek geçirgenliğinin normalleşmesiyle tüm bu hastalıklara önlem almak mümkündür.

GAPS Tedavisinin gücü buradadır.
Bağırsak florasını dengeler,
Bağırsak duvarındaki hasarı gidererek geçirgenliği önler,
Bağırsak iç yüzündeki epitel dokuyu iyileştirir. Böylece yukarıda söz konusu olan hastalıklara neden olan bütün riskleri ortadan kaldırır.

Kaynak: ‘GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu için Doğal Tedavi Yöntemi’ kitabı; www.gaps.me sitesi
Kitabın Yazarı: Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride, MD
Anormal, hasarlı ve geçirgen bağırsak florası nedeniyle, iyi sindirilemeyen besinler; bağırsak duvarından kana geçer. Bu durum bağışıklık sisteminin aşırı derecede çalışmasına ve kana geçen sindirimi tamamlanmayan besinlere karşı da antikor üretmesine sebep olur. Bağışıklık sisteminin aşırı derecede çalışması sonucu üretilen bu antikorlar; kendi vücut dokularına saldırmaya başlar ve yok etmeye çalışır. Bu durum bağışık¬lık sistemini zayıflatır ve Otoimmün Sistem Hastalıklarına neden olur.

Aşırı Çalışan bağışıklık sistemi sonucu üretilen antikorların, Merkezi Sinir Sistemine yönlenmesiyle; her sinir hücresini ve her sinir lifini koruyan bir yalıtım maddesi gibi kaplayan miyelin tabakasına saldırması sonucu Multiple Skleroz (MS) hastalığı ortaya çıkar. Bu inflamatuar reaksiyon, sadece miyeline değil aynı zamanda oligodendrosit yani miyelini üreten hücreleri de hasara uğratmaktadır. Miyelin tabakasının yok edilmesi sonucunda sinir aksonları çıplak kalmaktadır. Çıplak, yani demiyelinizasyona uğramış aksonlar elektrik impulslarını çok yavaş iletmekte ya da hiç iletememektedir. Bu nedenle beynin görme, konuşma, yürüme gibi fonksiyonlar üzerindeki kontrol kabiliyeti bozulur. GAPS Tedavisiyle hastalığın kaynağı olan ince bağırsaklardaki geçirgenlik ve bakteri dengesizliği iyileşeceği için; onarım mekanizmaları harekete geçer. Daha önce hasar görmüş miyelinin onarımıyla impuls aktarımının tekrar sağlıklı gerçekleşmesine ve geçici olarak yitirilen fonksiyonların büyük bir bölümünün tekrar geri alınması sağlanmış olur.

Aşırı üretilen antikorlar tiroid hücrelerine gidip yapışarak onları ‘aynı bir mikropmuş’ gibi tahrip eder. Bunun sonucu olarak iltihabi bir durum (“tiroidit”) ortaya çıkar. Bu iltihap ve harabiyet sonucunda hormon üreten tiroid hücreleri çalışamaz hale gelir, kandaki tiroid hormon (tiroksin) düzeyi düşer, TSH düzeyi artar. Hastada hipotiroidizm (tiroid hormon yetmezliği: örneğin Haşimato hastalığı) veya daha seyrek olarakhipertiroidizm (zehirli guatr: örneğin Basedow Graves hastalığı) oluşabilir. Antikorları çok yüksek olanlarda tiroid kanseri görülme oranı daha yüksektir.

Bağışıklık sisteminin eklemlere saldırması; Romatoid Artrit (RA) adı verilen, enflamatuvar bir otoimmün bozukluk olarak tanımlanan hastalığa neden olur. Engelleyici ve ağrılı bir iltihabi durumdur, ağrı ve eklem aşınması sebebiyle önemli oranda hareket kaybına yol açabilir. Eklemlerin iç yüzünü döşeyen dokunun iltihabı ile başlar ve kıkırdak, kemik, tendon ve bağlarda harabiyet yapabilir. GAPS tedavisi; hastalığa kaynaklık eden ve bağışıklık sisteminin aşırı derecede aktive olmasına sebep olan bağırsak flora anormalliğini ve bağırsak duvarı hasarını ortadan kaldıracağı için, onarım mekanizmaları harekete geçerek eklem dokuları iyileşmeye başlayacaktır.

Bağışıklık sisteminin aşırı aktivasyonu aynı zamanda, vücuttaki deri, damar, kalp, akciğer ve kaslar gibi birçok eklem dışı dokuyu da etkiler. Vücudun kendi dokularına karşı antikor üretmesi ile birlikte bağışıklık sisteminin zayıf düşmesi sonucunda Kronik Yorgunluk Sendromu, bir çeşit iskelet-kas sorunu olan Fibromyalji, saçlı ve tüylü bölgelerin beyazlaş¬masına neden olan Vitiligo ve Vaskulit, Ürtiker, Diyabet, Raynaudgibi hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Vücut tarafından gereksiz yere üretilen antikorlar bağırsağa karşı harekete geçmeye başlarsa Ülseratif Kolit, Crohn Hastalığı, ortaya çıkar. Antikorlar akciğerleri etkilemeye başlarsa, durum Astımla sonuçlanır. GAPS Tedavisi bu hastalıkların kaynağı olan hasarlı ve geçirgen bağırsakları tedavi ettiği için; adı geçen bütün hastalıklar için önleyici ve tedavi edicidir.

Çölyak da GAPS’la tedavi edilen hastalıklardandır. Günümüzde çölyak hastalığında önerilen diyet, glüten içermeyen yiyeceklere izin veren ‘Glütensiz Diyet’tir. Glütensiz Diyet, çölyak hastalığını tedavi etmez. Çölyak hastalığı tarihte bir zamanlar, ABD’de 1870-1964 yılları arasında yaşamış olan çocuk doktoru Sidney Valentine Haas tarafından tedavi edilmekte idi. Dr. Haas, beslenmenin çölyak hastalığı ve diğer sindirim hastalıkları üzerindeki etkisini yıllarca araştırdı. O ve meslektaşları, sindirim hastalarının diyetteki proteinleri ve yağları oldukça iyi tolare ettiğini gözlemledi. Ama tahıl ve nişastalı sebzelerdeki kompleks karbonhidratlar sorunu daha da kötüleştiriyordu. Şeker, laktoz ve diğer çift şekerlerin de diyetten çıkarılması gerekiyordu. Dr. Haas, 600’ün üzerinde hastayı ‘Spesifik Karbonhidrat Diyeti (SKD)’ yle tedavi ederek başarılı sonuçlar aldı. Verdiği diyeti en az bir yıl boyunca sürdürenlerde ‘nüksetme, ölüm, kriz, solunum problemi ve büyümeyle ilgili bir sorun yaşanmadan tam iyileşme’ yaşandı. Bu araştırmanın sonuçları, 1951’de Dr. Sidney V. Haas ve Merrill P. Haas tarafından yazılan kapsamlı bir tıp ders kitabı olan The Management of Celiac Disease (Çölyak Hastalığının Yönetimi)’de yayınlandı. Kitapta anlatılan diyet, dünya çapında tıp toplumu tarafından çölyak hastalığının çaresi olarak kabul gördü ve Dr. Sidney V. Haas’a pediatri alanındaki öncü çalışmaları nedeniyle onur ödülü verildi.

Dr.Sidney Haas, sadece çölyak hastalığını değil; Crohn’s, ülseratif Kolit gibi iltihaplı bağırsak hastalıklarını da SKD ile tedavi ediyordu. Takip eden yıllar içinde korkunç bir şey oldu. Çölyak hastalığı sonuçta bir glüten intoleransı veya glüten enteropatisi olarak tanımlandı. Glütensiz diyetin çölyak hastalığında etkili olduğu yayılınca, SKD eskimiş bilgi olarak görülüp unutuldu. Sadece çölyak hastalığı değil, bağırsakta ortaya çıkan çeşitli iltihaplı durumlarda tedavisiz kaldı.

Eğer bir anne olmasaydı, SKD, çölyak hastalığıyla ilgili tüm o tartışmalardan sonra unutulup gidiyordu! Elaine Gottschall, ciddi bir şekilde ülseratif kolit hastası olan ve nörolojik problemler yaşayan küçük kızına yardım edebilmek için, 1958 yılında Dr. Haas’ı görmeye gitti. Küçük kız, iki yıllık SKD sonrasında hastalık belirtilerinden tamamen kurtulmuş, enerji dolu bir çocuk olarak gelişimine devam ediyordu. SKD’nin kızındaki başarısından sonra Elaine Gottschall; Crohn’s hastalığı, ülseratif kolit, çölyak, divertikül iltihabı ve kronik ishalin çeşitli türlerini yaşayan binlerce kişiye yardım etti. Yıllarını bu diyetin biyokimyasal ve biyolojik temellerini araştırmaya adadı ve Breaking The Vicious Cycle, Intestinal Health Through Diet (Acımasız Döngüyü Kırmak, Diyet Yoluyla Bağırsak Sağlığı) adlı bir kitap yayınladı. Bu kitap dünyanın her yerinden binlerce çocuk ve yetişkin için gerçek bir kurtarıcı oldu ve çok sayıda baskısı yayımlandı. SKD tarifleriyle deneyimlerinin paylaşıldığı web siteleri ve web grupları kuruldu.

Çölyak da dahil olmak üzere, GAPS Hastaları için uygun diyet; Spesifik Karbon Hidrat Diyetinin geliştirilmiş hali olan GAPS Diyetidir. Glüteni diyetten çıkarmak, çölyak hastalığını tedavi etmez. Patojenik florayı besleyen tüm tahılları, nişasta içeren bütün sebzeleri ve çift moleküllü bütün şekerleri de diyetten tamamen çıkarmak gerekir. Ayrıca; patojenik florayı kontrol altına alacak olan esas ve faydalı florayı geliştiren, hasarlı ve iltihaplı bağırsak dokusunu tamir eden yiyecekleri de diyete dahil etmek gerekir. GAPS Diyetinin temel mantığı budur.

Yararlı bakterilerin sayısının az olmasının bir sonucu olarak, GAPS hastaları kanser riski taşırlar. Çünkü yararlı bakterilerin hücre duvarları; pek çok kanserojen maddeyi emerek etkisiz hale getirir, ayrıca kanser oluşumunun temeli olan hiperplastik süreci bastırır. Yararlı bakterilerin ve mantarlardan oluşan Esas ve Faydalı flora yetersiz olduğu için hiperplastik süreci bastıramaz. Helikobakter pylori, Kampilobakter pylori, Enterobaktera, Candida, Salmonella, E. coli ve Streptococci gibi her türden patojen ve fırsatçı bakterilerle mantarlar mide duvarında da yaşayabilir. Düşük asitli midede konuşlanan bu mikroplar; ülser, gastrit ve mide kanseri oluşumunda önemli rol oynarlar. GAPS hastalarının mide asidi seviyeleri düşük olduğu için bu hastalıkların risklerini taşımaktadırlar. Ayrıca; çocuk veya yetişkin, GAPS hastalarında yaygın olarak görülen kabızlık, bütün vücut için son derece zararlıdır. Kolon kanseri de dahil olmak üzere her türlü sindirim hastalığına ortam hazırlar ve bütün vücudu zehirleyen çok yüksek miktarlarda toksin üretir.

Söz konusu olan tüm bu hastalıklara kaynaklık eden, bağırsak flora anormalliği (disbiyozis) ve sızdıran bağırsak (Leaky Gut Syndrome) olmasına rağmen, neden herkeste tezahürü faklıdır? Neden, herkeste farklı hastalıklar, farklı semptomlar ortaya çıkar? Bazılarında şizofreni, depresyon, bipolar bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk gibi psikiyatrik hastalıklar; bazılarında otizm, dikkat eksikliği bozukluğu, hiperaktivite, disleksi, dispraksi gibipsikoloji sendromları; bazılarında ise MS, Alzheimer, Parkinson, Demans gibi nörolojik hastalıklar; bazılarında Mide Kanseri, Kolon kanseri, Kolesterol, Diyabet 1, Haşimato Ttiroiti, Romatoid Artrit, Alerji, Egzema gibi fizyolojik ve sistemik hastalıklar? Çok çeşitli cevaplar olabilir. Fakat biliyoruz ki, herkesin eşsiz bir bağırsak florası vardır, bu nedenle herkesin bağırsağındaki bakteri ve mantar çeşidi oranı farklıdır. Ayrıca herkeste her organ bariyerinin dayanıklılığı, karaciğer detoksifikasyon yeteneği gibi her canlı vücudu da eşsizdir ve genetik yatkınlıklar da farklıdır. . Fakat bu farklılıklara rağmen, her durumda ve herkeste bu sorunların ve hastalıkların kaynak problemi aynıdır.Anormal ve dengesiz bağırsak florası (disbiyozis)ve bağırsak duvarının hasarlı ve geçirgen (Leaky Gut Syndrome) olmasıdır.

Sonuç olarak; anksiyeteden, şizofreniye; epilepsiden otizme; gaz ve şişkinlikten kolon kanserine; mide hazımsızlığından mide kanserine; egzemadan MS (Multipl Skleroz) hastalığına, alzheimere ve parkinsona uzanan hastalık tablosuna kaynaklık eden temeldeki tek problem: Bağırsak florasının patojenik,bağırsak duvarının hasarlı ve geçirgen olmasıdır. Bağırsak florasının dengeye getirilmesi, bağırsak duvarının iyileştirilerek geçirgenliğinin normalleşmesiyle tüm bu hastalıklara önlem almak mümkündür.

GAPS Tedavisinin gücü buradadır.
Bağırsak florasını dengeler,
Bağırsak duvarındaki hasarı gidererek geçirgenliği önler,
Bağırsak iç yüzündeki epitel dokuyu iyileştirir. Böylece yukarıda söz konusu olan hastalıklara neden olan bütün riskleri ortadan kaldırır.

Kaynak: ‘GAPS Bağırsak ve Psikoloji Sendromu için Doğal Tedavi Yöntemi’ kitabı; www.gaps.me sitesi
Kitabın Yazarı: Uzm. Dr. Natasha Campbell-McBride, MD

-Gaps tarifler-
KABUKLU YEMİŞ UNU:(GAPS Ekmeği, pasta, kurabiye vb. yapımında kullanılmak üzere)
Bedem Unu:
Çiğ bademleri çok iyi yıkayın, içinde su ve yarım fincan kadar peyniraltı suyu konulmuş kapta 5-10 saat bekletiniz. Sonra yıkayıp aynı kaba sıcak su dökünüz ve sıcak suyla yumuşayan kabuklarını tek tek soyunuz. Robottan geçirip cam bir tepsiye yayınız ve 50 derecelik fırında kurumaya bırakınız ve belli aralıklarla karıştırarak kurutunuz. Kuruduktan sonra öğütücüden geçirip un haline getirip cam kavanoza koyarak buzdolabına kaldırınız. Buzdolabında olsa bile uzun süre kalırsa küflenebilir, 4-5 günden sonra dolabın buzluğunda saklayınız.

Fındık Unu:
Fındıkların kabukları ancak sıcak fırına konulduğunda soyulabilir. Bu nedenle iç fındıkları ince kabuklarıyla un yapmakta kullanmak zorundasınız. Tıpkı bademde olduğu gibi iç fındıkları da içinde su ve yarım fincan peyniraltı suyu konulmuş kapta 5-10 saat bekletiniz. Sonra kurutun ve daha sonra robottan çekin, 50 derecelik fırında karıştıra karıştıra kurutun. Daha sonra öğütücüde öğüterek fındık unu elde edebilirsiniz.

Ayçiçek çekirdeği, kabak çekirdeğini soyulmuş olarak satın alabilir ve öğütücüden çekerek de un elde edebilirsiniz.

Ceviz ve fıstık, öğütücüden geçirildiği zaman krem gibi, macun gibi olduğu için un yapmaya uygun değil, fakat atıştırmalıklar yapımında, pasta ve kurabiye yapımında kullanabilirsiniz.

GAPS EKMEĞİ YAPIMI:
Klasik ekmek olarak düşünmeyin, GAPS Diyetinin ekmeğidir. Giriş diyetinin 4.aşamasında menüye dahil edebilirsiniz.
Malzemeler: 2-3 tane küçük boy taze kabak, 2-3 tane katı meyve sıkacağında kalan havucun posası. 4-5 tane organik yumurta, 4-5 su bardağı badem unu, (diğer kabuklu yemişlerin unu da olur:fındık unu, öğütücüden çekilmiş kabak çekirdeği veya ayçiçeği unu) 1/2 su bardağı saflaştırılmış tereyağı. Dereotu veya çekirdeksiz zeytin, küçük doğranmış yeşil veya kırmızı biber. (tat ve koku vermesi için hamuruna karıştırılır)
Yapılışı:
Kabakları robottan çok ince doğrayınız ve bir süzgece koyarak suyunu tamamen bırakıp kurumasını sağlayınız. Suyunu iyice bırakıp kuruduktan sonra ekmek yapacağınız kaba dökünüz. 3-4 tane havucu katı meyve sıkacağından sıktıktan sonra posasını ekmek yapacağınız karışıma ilave edebilirsiniz. (havuç katılmak zorunda değil, değerlenmesi ve hamuru çoğaltmak için). İçine kabuklu yemiş unu, tuz, yumurta, eritilmiş saf tereyağı (sade yağ) ekleyiniz. Hepsini iyice karıştırınız. Hamurunu yaptıktan sonra İçine dereotu, kıyılmış zeytin, maydanoz vb de koyabilirsiniz. Yağlanmış cam tepsiye dökünüz (2 parmak kalınlığında) 150 derece fırında altı ve üstü kızarıncaya kadar pişiriniz.

FERMENTE SEBZE KARIŞIMI:
Bağırsaklara doğal ve canlı probiyotik sağlamak ve sağlıklı bağırsak florası oluşturmak için yapılır ve diyete eklenir.
Malzemeler:
Bir tane mor lahana,
10 -12 tane havuç
6 tane orta büyüklükte kırmızı pancar,
Bir kaç tane orta büyüklükte kereviz,
Bir kafa sarımsak
1 bağ maydanoz veya dereotu veya taze nane (Hepsi birlikte de olabilir)
1.5 yemek kaşığı doğal deniz veya kaya tuzu
1 su bardağı kefirden ve yoğurtan süzülmüş peyniraltı suyu (Karışık olsun ki, probiyotik çeşiti de fazla olsun)
3-5 kapsül probiyotik
Yapılışı:
Lahana, havuç, pancar ve sarımsağı mutfak robotundan geçiriniz. (Büyük parçalar halinde olursa, dişleri sızlatıyor ve çiğnemesi zor oluyor) ve kocaman bir kaba dökünüz.
Maydanoz, dereotu veya naneyi ince ince kıyarak tencere içindeki karışıma ekleyiniz.
İçine peyniraltı suyunu, tuzu ve kapsül içindeki toz probiyotikleri dökün ve tahta servis kaşığıyla iyice karıştırın. Daha sonra elinize eldiven geçirip iyice karıştırın ve sulansın.
Sonra bu karışımı birer litrelik cam kavanozlara doldurunuz ve küflenmemesi için hava kalmayacak şekilde kapatınız.
Kapağını sıkıca kapatıp oda sıcaklığında 5-7 gün kadar kalmalı. Sonra buzdolabına alabilirsiniz.
Önemli Not:Fermentasyon sırasında asla küflenme olmamasına dikkat ediniz. Küf GAPS hastaları için ve bağırsak sağlığı için son derece tehlikelidir. Küflenmeyi önlemenin yolu havasız ortamda (aneorobik) fermente olmasını sağlamaktır.

FERMENTE SEBZE SUYU:
Malzemeler:
(7 litrelik kavanoz için) Şalgam suyunun peyniraltı suyu ile yapılıışı diyebiliriz.
1 kg mor havuç (mor havuç ve şalgam yoksa; ½ kg havuç, ½ kg. Kırmızı pancar)
1 tane şalgam
1 baş sarımsak
1,5 yemek kaşığı doğal tuz
1,5 su bardağı peyniraltı suyu
3-4 kapsül probiyotik

Yapılışı:
Malzemeleri yıkayıp, kabuklarını soyup, küçük küçük doğrayarak kavanozun dibine yerleştirin. Sarımsakları da ikiye üçe bölerek ilave edin. 1,5 yemek kaşığı tuz atınız. Kavanozu suyla doldurunuz, ağzını kapatınız. Karanlık bir yerde oda ısısında 5-7 gün bekletiniz, süzerek cam şişelere koyup, buz dolabına alınız. Yemeklerin yanına küçük bir bardak kadar soğuk içecek olarak değerlendirebilirsiniz.
Önemli Not:Fermentasyon sırasında asla küflenme olmamasına dikkat ediniz. Küf GAPS hastaları için ve bağırsak sağlığı için son derece tehlikelidir. Küflenmeyi önlemenin yolu havasız ortamda (aneorobik) fermente olmasını sağlamaktır.

USULÜ LAHANA TURŞUSU:
Malzemeler:
Bir tane büyük beyaz lahanayı ya çok ince kıyınız ya da robottan geçiriniz. İçine 1 yemek kaşığı doğal tuz koyarak iyice yoğurunuz, yeterince sulanmamışsa biraz su ilave ediniz. (Mor lahana da ekleyebilirsiniz). Cam kaba veya emaye tencereye koyunuz, hava girmeyecek şekilde çok sıkı kapatacak şekilde tabak, kapak vb. ile iyice sıkıştırınız. 5-7 gün fermente olmasını bekleyiniz. Bir litrelik kavanozlara doldurunuz, kavanozların ağzını hava girmeyecek şekilde kapatınız ve sonra buzdolabına alınız.
Önemli Not:Fermentasyon sırasında asla küflenme olmamasına dikkat ediniz. Küf GAPS hastaları için ve bağırsak sağlığı için son derece tehlikelidir. Küflenmeyi önlemenin yolu havasız ortamda (aneorobik) fermente olmasını sağlamaktır.

KEFİR YAPIMI:
Bir litrelik kavanoza doğal süt koyunuz ve içine uygun miktarda kefir mayası koyunuz. (Kefir mayasını www.yaylamaya.com sitesinden temin edebilirsiniz) Oda sıcaklığında ve karanlık bir ortamda birgün veya birbuçuk gün mayalanması için bekletiniz. Sonra buzdolabında bir gün bekledikten sonra, son derece sık olan süzme bezinden süzerek, katı ve sıvı kısmını ayırınız. Elde ettiğiniz suya kefirden elde edilen peynir altı suyu denir.

YOĞURT YAPIMI:
Doğal inek veya keçi, koyun sütü kaynama noktasına kadar ocakta kaldıktan sonra ocağı kapatınız, yoğurt mayalayacağınız kaba dökünüz ve soğumaya bırakınız.. Yoğurt mayalayacağınız kap; cam, porselen, seramik, içi sırlı toprak kap olabilir. 40 derece sıcaklığa kadar veya küçük serçe parmağınızın dayanabileceği sıcaklığa kadar soğutunuz. Her kiloya bir yemek kaşığı kadar sulu yoğurt ve bir kapsül veya poşet hazır probiyotik dökünüz. Yoğurt makinesinde veya üstünü battaniyelerle kapatarak birgün mayalanmaya bırakınız. Sonra buzdolabına koyunuz ve en az bir gün dinlendiriniz.

PEYNİRALTI SUYU (Whey):
Burada kastedilen, peynir yapılırken süzülen su değil; evde yaptığımız kefir ve yoğurdun süzülmesiyle elde edilen sudur. Evde yaptığınız yoğurt ve kefirin 1-1.5 gün boyunca mayalanması uygundur. (Ben 24 saat bekliyorum, küflenme olmasından çekindiğim için) Ancak bu şekilde GAPS hastalarının uzak durması gereken laktoz (süt şekeri) fermentasyon sırasında tamamen kullanılmış olur. Kefir mayalandıktan sonra içindeki kefir mayasını tahta bir kaşık veya çatalla alıp, içinde su olan cam veya porselen kaba koyarak buzdolabında saklayınız, bir sonraki kefir yapımında bu mayayı kullanacaksınız.

Kefir veya yoğurt mayalandıktan sonra bir gün buzdolabında bekletiniz. Sonra yoğurdu veya kefiri çok katlı tülbentle tekrar tekrar süzünüz (Kazeinin süzülen sıvıya geçmemesi için). Çiçekçilerde buket yapmak için kullanılan malzeme de süzme işlemi için uygundur. Süzgecin üstünde kalan süzülmüş beyaz katı olan kazein içeren kısmını evde GAPS diyeti yapmayanlar kullanabilir. Süzdüğünüz sıvı kısım ise peyniraltı suyudur (whey). Peyniraltı suyu, fermente sebze ve fermente sebze suyu yapımında kullanıldığı gibi, GAPS kitabındaki bazı tariflerde fermente amacıyla da kullanılır. Ayrıca doğal bir probiyotik olduğu için; sebze-meyve suyu karışımına, çorbalara, et suyuna karıştırılarak da kullanılabilir.

KEFİR MAYASINI NEREDEN TEMİN EDEBİLİRSİNİZ? (Bizim Temin ettiğimiz yerler aşağıdadır, sizin başka bir öneriniz varsa lütfen paylaşınız)
Kefir mayasını doğal ürün satan aktarlardan temin edebileceğiniz gibi, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nce üretilen kefir mayasınıhttps://www.kefirdanem.com sitesinden temin edebilirsiniz. www.yaylamaya.com sitesinden temin edebilirsiniz.

Diğer bir tedarik yolu da; Facebook’ta ‘Taş Devri Akıllı Beslenme Grubu’ ndaki ‘Kefir Mayası Edinme Etkinliği’ne katılıp istekte bulunmanız yeterli olur.

EKŞİ KREMA YAPIMI:
(GAPS Diyetini uygulayan iki kişiden gelen krema yapımının tarifi aşağıdadır. GAPS Kitabında da krema tarifi vardır. Bu tariflerden yararlanarak yapabilirsiniz)
“Kulturovadan dogal krema aldik.. Sonra tencerede kaynama noktasina gelene kadar pisirdik kaynatmadan kapattik sonra balkona koyduk ve 45-50 dereceye kadar koyduk soguttuk. Soguyunca cam kaba aldik. Krema 1.5 litre falandi o yuzden bir fincana yakin ev yapimi yogurt koyduk. Uzerini polar battaniyeyle sardik. Disarida 27 saat mayalanmasini bekledik. Actigimizda yagi ustte toplanmis ve yogunlasmisti. Alti sut gibi sıvıydı. Dolaba koyduk, kivami kaymak gibi olup koyulaşıncaya kadar dolapta beklettik.
(Krema temini için Kültürova Tlf; 0322 234 00 81)

“Ben Tikveşli Krema kullandım. Bir kilodan biraz fazla sütü kaynattım. Yoğurt yapma sıcaklığına gelince elimizin dayanabileceği sıcaklık olacak, oda sıcaklığında beklettiğim 1 kg kremanın yarısını sütle karıştırdım homojen oluncaya kadar. Sonra yoğurtla mayaladım ve sardım. Dışarda sarılı 6-7 saat bekledi dolaba aldım. Bir gün de dolapta bekledi, ekşi olmadı ama tarifi veren bekledikçe ekşi olacağını söyledi.”

SAFLAŞTIRILMIŞ TEREYAĞI- SADEYAĞI (Ghee) YAPIMI:
Güvendiğiniz, kaynağından emin olduğunuz doğal köy tereyağı alınız, büyükçe ısıya dayanıklı cam kaba koyunuz. 50 derecelik fırında tamamen eriyinceye kadar ısıtınız. Tamamen eriyince dışarıya alınız. Tereyağının üstünde kalan köpükleri kaşıkla alınız. Sonra köpüğün altında kalan saf berrak yağı büyükçe bir kaşıkla başka bir kaba aktarınız. İşte saflaştırılmış, sade yağı veya Ghee adı verilen bu yağdır. Yağı aldıktan sonra kabın tabanında yoğurt gibi bir tabaka ve yoğurdun üstünde biraz da sade yağ kalacaktır. Bu kalan karışımı buzdolabına koyunuz. Birkaç saat sonra kalan yağ katılaşarak tabandaki yoğurttan ayrılacaktır. Yağı kalıp gibi alın, soğuk suyla yıkayın ve saf yağ olarak değerlendiriniz.

GAPS MILKSHAKE YAPIMI VE ÖNEMİ:
GAPS Milkshake GAPS Diyetinin en önemli içeceklerinden biridir. Hazırlamak için önce meyve ve sebzelerden oluşan bir karışım katı meyve sıkacağından geçirilerek taze meyve/sebze suyu hazırlanır. (Havuç, lahana, kırmızı pancar, salatalık, ıspanak yaprakları, elma, portakal, üzüm, şeftali, çilek vb.) Karışımın dozunu lezzetli olacak şekilde hazırlayınız. Sonrasında 1-2 çiğ yumurta ve büyük bir parça ev yapımı ekşi krema veya hindistancevizi yağı eklenip blenderle iyice çırpılır. İçine günlük kullanacağınız hazır probiyotiğin bir kısmını veya peyniraltı suyu ilave ediniz. Çiğ yumurta konulması asla yumurta kokusu vermez. Organik Flotty Baby yumurta kullanmanızı öneririz.

Dr.Campbell-McBride GAPS milkshake’in kahvaltıdan yaklaşık 20-30 dakika önce sabah kalkar kalkmaz içilmesini tavsiye eder. Çiğ yumurta, ekşi krema ve sebze-meyve suları tanıtıldığında GAPS milkshake diyete eklenebilir.

GAPS Milkshake;
Toksik metal dahil pekçok toksinden vücudu, hasar vermeden arındırır.
Boş mideyle düzenli bir şekilde içildiğinde safra taşlarının daha hızlı atılmasını sağlar ve yağ sindirimini iyileştirir.
İçindeki aktif maddeler safra taşlarındaki kalsiyum tuzlarını yavaş yavaş çözer ve taşları yumuşatır, böylece taşlar safra kanalından daha kolayca atılır.
GAPS milkshake çiğ besinlerdeki protein ve yağın dengeli bir karışımını ortaya çıkararak safra salgısını uyarır, karaciğeri temizler ve safrayla safrataşlarının atılmasını sağlar.
İnatçı kabızlığın tedavisne yardımcıdır.

ET-KEMİK SUYU YAPIMI:
Bağırsak duvarının iyileşmesinde et-kemik sularının rolü çok büyüktür. Et-kemik suyunun yapısında bol miktarda bulunan jelatin, doğal yağlar, mineraller, vitaminler, amino asitler bağırsak duvarının tedavisinde son derece önemlidir. Sızdıran bağırsak sendromu (leaky Gut Syndrome) adı verilen sorunların iyileşmesinde et-kemik sularının rolü çok çok önemlidir.
Malzemeler:
Mümkün olduğu kadar ilikli kemik (bağ dokularıyla birlikte, ortadan kırılmış kuzu veya dana kemiği); bir miktar et (dana veya kuzu inciği, dana veya kuzu gerdan).
Yapılışı:
Bütün kemikleri ve etleri büyükçe bir tencereye doldurunuz vebir kaç defa yıkayınız. Sonra filtre edilmiş suyu, İçine doğal tuz, tane karabiber, defne yaprağı, kemikleri örtecek kadar doldurunuz. Kaynamaya başlayınca üstündeki kef adı verilen tabakayı alınız. 2-3 saat veya pişinceye kadar kaynatınız ve soğutunuz. Kemiklerin iliklerini, etli kısımlarını ayıklayınız ve çorbada kullanmak üzere dolaba kaldırınız. Elde ettiğiniz et-kemik suyunu içmek veya çorbalara koymak için cam kaplara koyunuz. Ayıkladığınız etler, bağ dokuları, ilikleri yaptığınız sebze çorbalarında değerlendiriniz.

İlikleri ve etleri alınmış olan kemiklerin olduğu tencereyi kemikleri örtecek kadar filtre edilmiş suyla doldurunuz. İçine doğal tuz, bir çay bardağı sirke ekleyin, kaynamaya bırakın. (Sirke konmasının sebebi kemiklerdeki mineralleri sökmesi içindir) Kaynayınca ocağı kısın ve çok kısık ateşte en az 24 saat kaynatın. Pişme süresi bittikten sonra soğumaya bırakın ve süzerek cam kaplara alınız. Sadece kemiklerden elde edilmiş olan kemik suyunuçorbalara, yemeklere koyarak veya içerek değerlendiriniz.

SEBZE ÇORBASI YAPIMI:
Uygun büyüklükte bir tencere, et-kemik suyu, çeşitli sebzeler (kabak, havuç, lahana, kereviz, pırasa, taze fasulye, soğan, sarımsak vb), Maydanoz, dereotu, fesleğen, nane vb gibi aroma veren otlar.

Çorba yapımında bütün sebzeleri kullanarak tek çeşit sebze çorbası yapmak yerine, 2-3 çeşidini kullanarak farklı farklı çorbalar yapmak daha iyi bir uygulamadır. Giriş diyetinin en önemli yemeği olan sebze çorbasının bıkkınlık yaratmaması için farklı sebzelerden değişik değişik yapılması diyeti uygulamayı kolaylaştırıyor.

GAPS Çorbalarının hazırlanışındaki önemli noktalar:
1. Bildiğiniz gibi GAPS diyetinde buğday, çavdar, mısır, pirinç, patates gibi nişasta içeren hiçbir yiyeceğe yer verilmediği için, çorba yapımında da bunların hiçbirisi kullanılmaz.
2. GAPS diyetinde laktoz adını verdiğimiz süt şekerine de diyette yer verilmediği için çrba yapımında süt lkullanılmaz. Fermente edilmiş ve laktozu tamamen fermentasyon sırasında kullanılmış olan yoğurda ve peynire yer verilir. (Eğer diyete yoğurt ve peynir eklenmişse)
3. Yine bildiğiniz gibi, GAPS Beslenmesinde sıvı bitkisel olarak sadece soğuk sızma zeytinyağı kullanılır. Yine bildiğiniz gibi bütün bitkisel yağllar ısındığı zaman trans yağına dönüştüğü için, zeytinyağı pişirme sırasında çorbalara katılmaz.
4. Çorbalarda yağ olarak, hayvansal yağlar kullanılır:Tereyağı, saflaştırılmış tereyağı, ördek yağı, kaz yağı, iç yağ vb.(Eğer et-kemik suyu yapımı sırasında üstünde yeterince yağ tabakası varsa, çorbalarda bu yağı kullanabilirsiniz)
5. Çorba malzemesi olarak kullanılan sebzeler minik doğranır
6. Kıvam artırıcı olarak unlu terbiye yapılmaz; limon, yumurta, yoğurt, sirke kullanılarak koyulaştırma teknikleri kullanılır.(Eğer diyete yoğurt, yumurta, limon, sirke eklenmişse eğer)
7. Çorbalar daima et-kemik suyu kullanılarak yapılır. Önceden hazırlanmış olan et-kemik suyu kaynatılır, sonra çorba malzemeleri katılır.
8. Sarımsak katılacaksa, çorba piştikten sonra dövülmüş olarak içine katılır, sonra ocak kapatılır.
9. Üzerinde maydanoz, dereotu, fesleğen, nane, kekik gibi aroma veren otlar tencerenin altı kapatılır kapatılmaz ince kıyılmış olarak çorbanın üzerine dökülür ve kapağı kapatılır.
10. Bazı sebzeleri saf tereyağında çok az soteleyip sıcak su ilave ederek çorba yapımına devam edebilirsiniz.

Genel Olarak Çorba Yapılış Aşamaları:

Çorba için uygun bulduğunuz sebzeleri mutfak robotunda veya bıçakla doğrayın. Diyetin başlangıç aşamalarında lifler mümkün olduğu kadar diyetin dışında tutulduğu için; sebzelerin kabukları soyulur, çekirdekleri ve damarlı yerleri çıkarılır.
Tencereye et-kemik suyunu koyun ve kaynatın. (Cam, emaye, toprak, seramik, granit vb. tencere kullanınız)
Kaynamakta olan et-kemik suyu içine kıyılmış sebzeleri doldurun. Yarım saat kaynadıktan sonra kapatın ve eğer tarifte yer alıyorsa, çok ince kıyılmış maydanoz, dereotu, fesleğen, nane vb. ekleyin. Ayrıca çok ince kıyılmış sarımsakları da ekleyiniz ve tencerenin ağzını kapatınız.

Çorba Çeşitleri:
1.Kereviz Çorbası
2.Lahana Çorbası
3.Brokoli Çorbası
4.Havuç Çorbası
5. Düğün Çorbası (Un ilave edilmeden)
6. Kuşkonmaz Çorbası
7. Ekşili Köfte Çorbası
8. Kremal Mantar Çorbası
9. Isırganotu Çorbası
10. Pırasa Çorbası
11. Domates Çorbası
12.Kremalı Tavuk Çorbası
13. Balkabağı Çorbası
14. Karışık Sebze Çorbası
15. Kırmızı Pancar Çorbası

KELLE PAÇA ÇORBASI:
Türk mutfağının iyi bilinen klasik çorbası olduğu için tarifine yer verilmemiştir. Bağırsaklardaki hasarı ve geçirgenliğini tedavi eden eşsiz bir çorbadır. Giriş diyetinin 2.aşamasından itibaren diyete dahil edebilirsiniz.

İŞKEMBE ÇORBASI:
Kelle paça çorbası gibi, işkembe çorbası da bağırsak hasarını tedavi eden bir geleneksel çorbamızdır. Sadece suyunu koyulaştırmak için, un kullanılmamalı, organik yumurta sarısı ve limonla terbiye edilmelidir. Giriş diyetinin 2.aşamasından itibaren diyete dahil edebilirsiniz.

GERDAN HAŞLAMA:
Kelle paça ve işkembe gibi, gerdan haşlama da bağırsak sağlığı için son derece önemlidir. Dilimlenmiş gerdanı ağır ateşte en az 5-6 saat pişiriniz. Piştikten sonra kemikleri ve kalın omurilik sinirini ayıklayınız, etleri küçük küçük parçalara ayırınız. Haşladığınız et suyunun içine boşaltınız. Ezilmiş sarımsağı doğal sirke ile karıştırarak hazırladığınız sosla servis ediniz. Giriş diyetinin 2.aşamasından itibaren diyete dahil edebilirsiniz.

KUZU İNCİK HAŞLAMA:
Giriş diyetinin 2.aşamasından itibaren diyete dahil edebilirsiniz.
Malzemeler:
4 parça kemikli kuzu incik eti
7-8 tane karabiber
2’şer sap maydanoz ve dereotu
1 soğan
2 havuç
2 Tane kabak
Tuz
Yapılışı:
Eti kalın tabanlı, büyükçe bir tencereye koyun. Üzerini 4-5 parmak geçecek kadar soğuk su katın. Harlı ateşte, kapağı açık olarak kaynamaya bırakın. Kaynamaya başladığında üzerine koyu renkli, yoğun bir köpük (kef) çıkar. Bu çıkan kefı kaşıkla alıp atın.Bir süre sonra kef çıkmamaya başladığında, tane karabiberi, doğranmamış maydanoz ve dereotunu, kabuğu soyulup kabaca doğranmış soğanı ilave edin. Kapağını örtün. Orta harlı ateşte kaynamaya bırakın. Pişerken arada bir kontrol edin; et hep suyun altında kalacak şekilde mümkün olduğu kadar kısık ateşte etleri yumuşayıncaya kadar pişirin.
Etler yumuşayınca, pişince havuçları küçük küçük doğrayın 10-15dakika biraz da havuçla pişirin, sonra küçük parçalara ayrılmış kabakları ilave edin, kabaklar da pişince tencereden maydanoz ve dereotunu çıkartın. Tabaklara suyundan da bolca koyarak sıcak servis yapın.

GÜVEÇ YEMEKLERİ:
Geleneksel Anadolu mutfağının güveç yemekleri gibi fırında veya özel toprak güveç kaplarında , yapmak zorunda değilsiniz; ocakta ve tencerede yapabilirsiniz. Parçalanmış kuzu, tavuk, hindi, kaz, ördek vb. etini iyice pişinceye kadar haşlayınız. Güveç tencerenize soğan, lif içermeyen sebzeler (kabukları, sapları, çekirdekleri ayıklanmış) sarımsak, koyunuz: üstüne pişirdiğiniz etleri, doğal tuz, hayvansal yağ koyunuz, pişirdiğiniz etin suyunu ilave ediniz. Kısık ateşte sebzeler yumuşayıncaya kadar pişiriniz. Lezzet vermesi için sıcakken, ocağın kapatır kapatmaz aromalı otlardan doğrayabilirsiniz. (Nane, kekik, dereotu, biberiye otu, vb gibi)

Güveç Çeşitleri:
1. Patlıcan, yeşil biber, domates, sarımsak soğan, fesleğen.
2. Kabak, soğan, domates, sarımsak, dereotu.
3. Brokoli, karnabahar, soğan, sarımsak, dereotu
4. Taze fasulye (mümkün olduğu kadar tanesiz) , soğan, sarımsak, kırmız etli biber.
5. İri doğranmış Lahana, kırmızı biber, soğan, sarımsak, dereotu
6. Kereviz kökü, taze kereviz yaprağı, havuç, etli kırmızı biber, soğan, sarımsak
7. Ispanak, kırmızı etli biber, soğan, sarımsak, domates
8. Mantar, taze bezelye içi, soğan, sarımsak, domates.
9. Enginar, taze bezelye içi , soğan, dereotu
10. Kuşkonmaz, etli kırmızı biber, domates, soğan, sarımsak.

GAPS DİYETİ ÖNCESİ MUTFAĞINIZDA NELERE İHTİYACINIZ OLACAK ?

2. Mutfak Robotu:Gerek fermente sebze yapımında, gerek çok en sık yapacağınız sebze çorbaları için mutfak robotuna ihtiyacınız olacaktır. Tüm fonksiyonları bir arada olan mutfak robotu olduğu gibi, ayrı parçalar halinde; doğrayıcı (rondo), karıştırıcı (blender) ve smoothie cihazı da olabilir. Ben ayrı olanı tercih ettim:Rondo ve Smoootie bir arada, blender ayrı.
Küçük mutfak aletlerinde yerli markaları tercih etmiyorum: Tefal, Moulinex, Kenwood, Braun benim favori markalarım. Küçük ev aleti olmasına rağmen, gücünün yüksek olması çok önemli. Çünkü GAPS diyeti yemeklerini hazırlarken bu aletler hiç elimizden düşmüyor. Eğer motoru güçlü olmazsa en küçük zorlanmada çabuk bozulma riski oluyor. Bu nedenledir ki, tanınmış yabancı markalar daha güvenilir.

3. Öğütücü (Elektrikli Değirmen): Çok az markada elektrikli değirmen bulunuyor. Bosch ve Bluehouse markalarında bulabilirsiniz. Badem ve kabuklu yemişlerden un yaparken, doğal kaya veya deniz tuzunu öğütürken çok ihtiyacınız oluyor.

4. Katı Meyve Sıkacağı:GAPS diyetinin en önemli içeceği, sebze-meyve suları, GAPS Milkshahe ‘tir. Her çeşit sebze ve meyveyi kullandığımız için, gücü yüksek olmalı (en az 1500 watt) ve en küçük zorlanmada tıkanmamalı ve durmamalı, aynı zamanda çok hızlı çalışmalıdır. Ben katı meyve sıkacağında da yerli markaları önermiyorum. Tefal, Bosch, Moulinex, Braun, Kenwood; önerebileceğim markalardır.

5.Tencereler: GAPS yemeklerinin yapımında tencereler son derece önemli, tencerelerden yemeklere asla ağır metal geçişi olmamalıdır. Biz en kaliteli çelik tencere de olsa artık hiçbirini kullanmıyoruz, hepsini kaldırdık, teflon olanları ise çöpe attık. Sağlıklı diye almış olduğumuz seramik kaplama tencereleri de bir süre sonra çöpe attık. Tıpkı bir zamanların teflon tencereleri gibi, kaplaması çok çabuk bozuluyor ve alttan metal tabaka hemen ortaya çıkıyor. Kaplama olmayan seramik ve granit tencereler, demir döküm, toprak ve cam tencereler kullanıyoruz. Staub marka ithal demir döküm tencere aldık, sağlıklı ama çok pahalı. Bu özelliklerdeki tencereler genellikle ithal ve çok pahalı. Bu doğrultuda yaptığım araştırmalarda yerli imalat ama yurt dışına bile ithalat yapacak kadar kaliteli olan demir yerli üretim döküm tencereler ithal olanlara göre daha ekonomiktir. Aynı şekilde Elektrophoretic Emaye de sağlığa uygun tencerelerden ve ithal olanları çok pahalı yerli üretimleri de vardır. Bu konuda sizin için araştırmalara devam ediyorum. Ama sizler de yaptığınız araştırmalarda edindiğiniz bilgileri bizimle paylaşırsanız, bu sayfalarda yer vererek, paylaşma olanağı yaratabiliriz.

GAPS MUTFAĞI YİYECEK VE İÇECEKLERİ İÇİN GEREKLİ OLAN MALZEMELERİ NERELERDEN TEMİN EDEBİLİRSİNİZ?:

1.Yemek Tuzu:GAPS yemeklerinin ve içeceklerinin hazırlanmasında rafine tuz kullanılmaz. Vücut için tehlikeli olan tuz, rafine edilmiş tuzdur. Rafine tuz, mutfağımız için değil, sanayide kullanılmak üzere üretilmektedir aslında. Doğal kaya tuzu kullanmamız gerekir, ama hangi tuz? Tabii ki ülkemizin en değerli tuzu olan Çankırı Tuzudur. Muhteşem bir hayat kaynağı, milyonlarca yıllık oluşum süreci, binlerce yıllık kullanım tarihi, muazzam moleküler yapısı, emsallerinden kat be kat zengin mineral yapısına sahip milli tuzumuz Çankırı tuzu dünyadaki en değerli tuzlardan birisidir.

Çankırı Kaya tuzu 250 – 300 milyon yıl önce oluşmuş çok değerli bir doğal tuzdur. İçerisinde 84 element, mineral bulunmaktadır, aynı şekilde insan vücudu da 84 elementten ve su dan oluşmuştur. %100 doğal, rafine edilmemiş katkısız Çankırı kaya tuzunu tüketerek vücudumuzun mineral ihtiyacını buradan karşılayabiliriz. Başka nerelerde satılır bilmiyorum ama, www.cankirituzu.com sitesinden satın alabilirsiniz. Telefonla 7/24 Sipariş Hattı: 08503026625 nı arayabilirsiniz.

2.Mayalar:GAPS Mutfağının temel besini fermente yani mayalı gıdalardır. Yoğurt, süt kefiri, peynir, fermente sebzeler, fermente sebze suları, su kefirinden ve kombu çayından yapılan içeceklerdir. Fermente gıdalar bağırsaklarımızın ihtiyacı olan dost bakterileri sağladığı için son derece önemlidir. Bu kadar önemli olan, adeta ilacımız diyebileceğimiz kadar önemli olan bu gıdaları hazırlamak için kullanacağımız mayalar da çok önemlidir. Bu mayaların güvenilir kaynaktan elde edilmesi gerekir. Komşudan, üretim kaynağını yeterince bilmediğimiz veya denetim sertifikalarını göremediğimiz mayaları kullanmayı son derece riskli buluyor ve faydasından çok zararının olacağını düşünüyorum. Bu nedenle üniversitelerde üretilen mayaları veya üretim ve denetim sertifikaları olan mayaları kullanmanızı öneririm. Akdeniz Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi’nin de ürettiği yoğurt ve kefir mayaları olduğunu biliyorum. Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) nin üretmiş olduğu kafir mayasını ve yoğurt mayasını Migros marketlerden bulabilirsiniz. SDÜ’nin bir defaya özgü kefir mayası yanında, mayasını alarak sürekli kullanabileceğiniz kefir mayası olan cinsi de mevcuttur. Denetim ve üretim sertifikalarıyla güvendiğiniz, merdivenaltı üretimi olmayan mayaları tercih ediniz. Üniversitelerin dışında güvenilir ve sertifikalarını belgeleyen maya üreten ve satan firmalar mutlaka vardır.

3. Diğer Alışveriş Kaynakları:

Sürekli olarak çiğ inek veya keçi sütü temin edeceğiniz bir kaynak bulunuz.
* Güvenilir bir mahalle kasabı ayarlayınız.
* Tereyağı, bal, yumurta alacağınız güvenilir kaynakları bulunuz
* GAPS unu yapmak için kuru yemişleri alacağınız yerleri tespit ediniz.
* Organik ürün satan siteleri araştırınız.
* Bulaşık, çamaşır ve temizlik için doğal ürünler alacağınız yerleri tespit ediniz. Mümkünse ev yapımı deterjan kullanınız. Çamaşır deterjanı olarak ETİMATİK kullanabilirsiniz. CarrefourSA marketlerden bulabilirsiniz.
* Kişisel temizlik ve bakım için organik ve doğal ürün alacağınız yerleri tespit ediniz.

GIDA TAKVİYELERİ: GAPS Diyeti sırasında asgari düzeyde gıda takviyesi kullanılır.

1. Vitamin-Mineral desteği:
2. Probiyotik:
3. Fermente Morina Balığı Karaciğer Yağı:
4. Omega 3:
5. Hindistan Cevizi Yağı:

GAPS HASTALARINDA DETOKSİFİKASYON:
Hergün yediklerimizle, içtiklerimizle, kullandığımız ilaçlarla, soluduğumuz havayla, cildimize temas eden çok çeşitli maddeler yoluyla sürekli olarak zehirleniyoruz. Son derece toksik olan bu ortamda sağlıklı ve hayatta kalabilmemiz vücudumuzdakidetoksifikasyon sistemi sayesinde mümkün oluyor.

GAPS’lı çocukların ve yetişkinlerin sağlıklı gelişip işlevlerini yerine getirebilmeleri için vücutlarındaki bu toksik yükün kaldırılması için yapılan ilk şey;
1.Toksitenin ana kaynağı olan bağırsağı temizleyip iyileştirmek.
2. Bu hastaların vücudunda yıllardır birikmiş toksinlerden temizlemek.
3. GAPS Hastalarının yedikleri ve içtikleriyle, soluduğu havayla ve cildine temas eden her maddeyle toksik yükten olabildiğince uzak tutulmalıdır.

1. Bağırsakları Temizlemek ve İyileştirmek:GAPS Diyetinin başarıyla sürdürülmesi sonucu bağırsaklar patojen bakteri ve mantarın çoğalmaları engellendikçe ve sağlıklı floranın güçlenmesiyle; bağırsaklardaki hazas ve aşırı geçirgenlik iyileştikçe bağırsaklar toksitenin ana kaynağı olmayacaktır.
2. Birikmiş Toksinlerden Temizlemek:
Toksinleri de hiçbir yan etki olmaksızın atan bir detoks yöntemi, meyve-sebze sularıdır. Sıkma meyve-sebze suları en etkili detox yöntemlerinden biridir. İçine bir miktar yoğurt veya kefirden elde ettiğiniz suyu eklemeniz tedavi gücünü daha da artıracaktır. Günde en az iki fincan taze sıkılmış meyve-sebze suyu içmek hastanıza pek çok temel vitamin, magnezyum, selenyum, çinko ve diğer mineraller, amino asitler ve GAPS hastalarında eksik olan çok sayıda besin kazandırır. (Kitabın 305-317 sayfalarını, kitabın tarifler bölümündeki 218. ve 219. sayfalarından yararlanınız) Meyve-sebze sularını, bardak içinde konsantre besin desteğiymiş gibi görün. Yemekten 20-25 dakika önce ve 2-2,5 saat sonra içilmelidirler.
Toksinlerin ciltten atılmasına yardım etmek için hastanızı her akşam yatmadan önce yıkayın. Sabun yerine banyo suyuna 1 fincan elma sirkesi, sodyum bikarbonat veya yosun tozu ekleyin. Bazı günler banyoya değişiklik olarak bir fincan Epsom tuzu (magnezyum sülfat veya İngiliz tuzu da denir) ekleyin.
Evinizi düzenli olarak havalandırın ve hastanızı mümkün olduğunca temiz, açık havada zaman geçirtin.

3.Genel toksik yükü kaldırmak:
Hastanın evi olabildiğince kimyasallardan arınmış olmalıdır. Ev temizlik malzemeleri, boyalar, halı ilaçları ve diğer toksik maddeler olabildiğince en az miktarda kullanılmalıdır. Yaygın olarak bulunan bütün ev temizlik malzemeleri toksiktir. ev kimyasalları yerine bilinçli bazı firmaların ürettiği daha güvenli olan biyoçözünür alternatifler kullanılabilir.
Hasta detoks sürecindeyken evi yeniden dekore etmek, yeni halı ve mobilyalar almak pek akıllıca değildir. Boyalar, çoğu inşaat malzemeleri, yeni halılar ve mobilyalar son derece toksik kimyasalları bol miktarda yayar. Bu kimyasalları akciğerlerimiz, derimiz ve mukus zarlarımız yoluyla içimize alırız. Yeni halılar son derece kanserojen formaldehid maddesini yüksek miktarlarda ve birkaç yıl boyunca yayabilir. Yeni mobilyalar yanma geciktirici kimyasallarla doludur. Yeni boya en az altı ay boyunca son derece toksik düzinelerce kimyasal yayar.
Vücuttaki genel toksik yüke en çok katkıyı kozmetikler, parfümler ve diğer kişisel bakım ürünleri yapar. İnsan cildi çevresindeki çoğu şeyi hemen emer; bu konuda bazen sindirim sisteminden daha da etkilidir. Kişisel bakım ürünlerinin yaygın olarak kullanılması, etrafımızdaki kanser salgınının sebeplerinden biridir.

Talk pudrası yumurtalık kanserine yol açabilir.
Sodyum Loril Sülfat (SLS) çoğu şampuan, sabun ve diş macununda bulunan son derece toksik bir deterjandır.
Florür, vücuttaki bütün sistemler için korkunç bir zehirdir. Diş macunları ve diğer diş bakım ürünlerinde yaygın olarak bulunur.Titanyum dioksit kanserojendir.
Trietanolamin (TEA) ve Dietanolamin (DEA) kanserojen nitrozaminleri oluşturur.
Lanolin toksik olmayan, doğal bir madde olsa da genellikle DDT ve diğer kanserojen böcek ilaçları katılmış halde bulunur.
Diyoksan, soluduğumuz ve cilt tarafından emilen diyoksan yüksek düzeyde kanserojen bir maddedir.
Sakarin kanserojendir.
Formaldehid toksiktir ve kanserojendir.
Propilen glikol kanserojendir.
Kurşun, alüminyum ve diğer toksik metaller çoğu kişisel bakım ürününde, özellikle deodorant ve makyaj ürünlerinde bulunur.
GAPS Hastalarında kişisel bakım ürünlerinin kullanımı olabilecek en az seviyede olmalıdır..
Çocukların doğal diş macunu dışında kişisel bakım ürününe ihtiyacı yoktur. Bazı firmalar listede bulunan toksik maddeleri içermeyen, güvenilir kişisel bakım ürünleri üretiyor.
Yüzme havuzları son derece toksik yerlerdir.
Çamaşır tozları ve sıvıları; giysilerimizde, yatak örtülerimizde ve havlularımızda kalarak toksik yüklenmeye katkıda bulunur. Bu ürünlerin ekoloji dostu alternatiflerini arayın.
Evlerimizden toksinleri uzaklaştırmak istiyorsak en iyi dostumuz ev bitkileridir. Ev bitkileri, toksik gazları tüketir,
GAPS hastaları küflere karşı hassastır.

Detoksifikasyon ve çevresel toksinlerden uzak durmak GAPS Tedavisinin önemli bir parçası olmak zorunda.

DİKKAT:Ağır Metal Şelasyonundan kaçının
Ağır metal şelasyon ilaçlarının tüm kimyasal ilaçlar gibi yan etkileri ve komplikasyonları vardır.
DMSA ve diğer şelasyon ilaçları doza bağlı kemik iliği baskısı yaratabilir. Bu durumun ortaya çıkardığı nötropeni vetrombositopeni; kan pıhtılaşmasını ve ayrıca enfeksiyonlara ve diğer toksinlere karşı kan bağışıklığını olumsuz etkileyebilir..
Şelasyon ilaçları, büyük olasılıkla bağışıklık sisteminin baskılanmasına bağlı olarak, bağırsakta patolojik mantar ve bakteri çoğalmasına yol açar.
Şelasyon ilaçları ağır metalleri toplarken, bağlandıkları temel mineralleri vücuttan alıp götürür.
Şelasyon ilaçları çinko dışında bu hastaların zaten eksikliğini çektiği magnezyum, molibden gibi diğer temel mineralleri de şelat yapar.
Şelasyon ilacı kullanan hastaların kanında transaminaz denilen bir enzime yüksek miktarlarda rastlanır. Bu enzim karaciğer hasarının, özellikle hepatositlerin (karaciğer hücreleri) zarar gördüğünün işaretidir.
Şelasyon ilaçları böbreklere zarar verdiğinden, böbrek sorunu olanların kullanmaması gerekir. Karaciğer gibi böbrek fonksiyonları da şelasyon sırasında sürekli gözlenmelidir.

Şelasyon sırasında ortaya çıkan birçok yan etki var:otistik semptomların gerilemesi, anoreksiya, yorgunluk, sinirlilik, mide bulantısı, uyku bozuklukları, ishal, şişkinlik, makülopapüler cilt lezyonları. Yüksek ateş, ishal, poliartrit, kurdeşen, kas ağrısı, akciğer iltihabıyla görülen ciddi toksik reaksiyon, hemoliz (alyuvar yıkımı), ciddi nötropeni (bağışıklık sistemiyle alakalı kan hücresi azalması) ve trombositopeni (kan pıhtılaşmasından sorumlu kan hücreleri trombositlerin azalması) gibi çok daha ciddi vakalar kaydettiler.

Bazı detoks sistemleri çalışmadığı için bu çocukların tedaviden sonra çevreden aldıkları ağır metalleri yeniden biriktirmeye başlamaları olabilir.
GAPS TEDAVİSİ ve DİYETİNİN AMACI:
GAPS Diyeti & Tedavisinin öncelikli amacı tamamen, bağırsakların ve sindirim sisteminin sağlığına yöneliktir.

Bağırsak sağlığı için birinci ve en temel nokta bağırsak florasındaki bakteri dengesini sağlamaktır. Sağlıklı bir bağırsakta Probiyotik adı verilen faydalı bakterilerin oranının yüksek, hastalık yapıcı patojen bakteri ve mantarların oranının ise daha düşük seviyede olması gereklidir. GAPS hastalarının tümünde ise patojenik flora oranı olması gerektiğinden daha fazladır ve bağırsak flora anormalliği vardır. Bu nedenle, GAPS Beslenmesinde, probiyotik sağlayan fermente gıdalar ve hazır probiyotikler son derece önemlidir ve diyette önemli bir yeri vardır. Diğer yandan da, patojenleri besleyen ve onların çoğalmasını sağlayan karbonhidratlara yani şekerli ve nişastalı gıdalara diyette asla yer verilmez.

GAPS Tedavisi-Diyetinde ikinci önemli nokta; Leaky Gut Syndrome adı verilen sızdıran bağırsak yapısına sebep olan, ince bağırsak duvarındaki hasarı ve geçirgenliği iyileştirerek; toksinlerin, sindirilmeyen besinlerin, ağır metallerin, böcek ilacı gibi kimyasalların, katkı maddelerinin bağırsak çeperinden kana geçişini engellemektir. Böylece; bağırsak astarındaki hasar iyileşerek bağırsak geçirgenliği ve ve bağırsak geçirgenliğinden kaynaklanan gıda intoleransları ortadan kalkar; beynin, bedenin, bütün organların ve dokuların toksinlenmesi engellenmiş olur. Psikoloji sendromlarının ve psikiyatrik hastalıkların nedeni olan beynin toksinlenmesi ile fizyolojik hastalıkların temel nedeni olan bedenin toksinlenmesi ortadan kalktığı için iyileşme sağlanır.

Üçüncü önemli nokta ise; detoksifikasyon yöntemleri ve yaşam tarzı değişiklikleriyle hem var olan toksinlerden vücudu arındırmak, hem de yeni toksin girişinden vücudu korumaktır.

GAPS TEDAVİSİ-DİYETİNİN BİLİMSEL TEMELLERİ (Bu bölüm bilgilerine yeni eklemeler yapılacaktır)
GAPS Tedavisi ve Diyetinde önerilen her uygulamanın temelinde bilimsel bir gerçeklik vardır ve önerilen her uygulama bilimsel temellere dayanmaktadır. GAPS Kitabında satır aralarında geçiyor gibi görünen en kısa cümle bile son derece önemlidir ve bilimsel dayanağın sonucudur.

GAPS Diyeti; Spesifik karbonhidrat diyetinin (SKD) Dr.Natasha Campbell-McBride tarafından geliştirilmiş halidir. Şeker venişastaya diyette yer yoktur. Çünkü; nişasta GAPS’lı bir bağırsak tarafından fermente edilip sindirilemediği için, yapışkan bir hale gelip patojen bakteri ve mantarların gelişmesi için uygun bir ortam yaratır. GAPS Diyetinde en büyük nişasta kaynağı olan tahıllar olmadığı için, glüten yer almamış olur ve bu nedenle GAPS diyeti aynı zamanda glutensiz diyettir. Böylece GAPS hastaları en önemli nörotoksin olan glütenomorfinden korunmuş olurlar.

GAPS diyeti, tek moleküllü (fruktoz, galaktoz, glikoz vb.) şeker dışındaki çift moleküllü şekerlere(laktoz, sakkaroz) izin vermez. Çünkü; tek moleküllü olmayan şekerler GAPS lı bir bağırsak tarafından sindirilemez ve aynı zamanda şekerler; GAPS hastalarında yaygın olarak bulunan Candida ve diğer mantarlar tarafından; hem beyin hem de vücut için toksin olan alkol (etanol) ve yan ürün olarak daasetaldehide dönüşürler. Spesifik karbonhidrat diyeti temelli olan GAPS Diyeti hastayı bu iki nörotoksinden de korumuş olur.

Süt ürünleri ise, GAPS Beslenme Programındaki “Süt ürünlerine başlama planı” doğrultusunda diyete dahil edilir. Fakat diyetin ilk aşamalarında; saflaştırılmış tereyağını (ghee), kefir ve yoğurdun süzülmesiyle elde edilmiş peynir altı suyunu (whey) çoğu GAPS hastası tüketebilir. Böylece hastanız, sindiremediği laktozdan ve kazeinden, dolayısıyla da önemli bir nörotoksin olan kazomorfinden de korunmuş olur.

Son derece besleyici olan GAPS Diyetinde; gıda takviyeleri değil, gıdanın kendisi kullanılır. Gıda takviyesi kullanımı en asgari düzeye indirilmiştir. Çünkü insan vücudu; doğal besin formundaki vitaminleri, mineralleri vb. tanıyıp kullanmak üzere tasarlanmıştır ve bu nedenle besinlerin doğal formunda tüketilmesi önemlidir. Ayrıca tablet veya kapsül şeklinde olan besin destekleri, GAPS hastalarının zaten enfeksiyonlu ve hasarlı olan bağırsak astarını iyice tahriş ederek iyileşme sürecini de olumsuz etkileyebildiği için, gida desteklerinin sıvı formunda olması tercih edilir.

Diyetin ilk aşamalarında lifli gıdalar asgari düzeye indirilmiştir. Çünkü; GAPS hastalarının bakteri dengesi anormal olan bağırsakları, lifleri başarılı bir şekilde sindiremez. Sindirilmeyen lifler ise, patojen bakteriler için bir yaşam alanı oluşturur ve bağırsak duvarındaki enfeksiyonu ve hassasiyeti artırır. Bu nedenle, lifler GAPS diyetinin ilk aşamalarında yoktur. Bağırsaklar iyileştikçe ve GAPS Beslenme Programı doğrultusunda yavaş yavaş diyete eklenir.

GAPS Beslenme Programında yer alan ve izin verilen yiyecekler, hassasiyet testinde pozitif çıkması durumunda, küçük miktarlarla veteker teker diyete eklenir.Hastanın tolare edebilme durumuna bağlı olarak diyette kalır veya geçici olarak kaldırılır, belli bir süre sonra tekrar diyete eklenir. Tolare edebilmek demek; gaz, şişkinlik, kabız, ishal, hazımsızlık, bulantı, alerji, uykusuzluk vb. gibi fizyolojik durumların; öfke, sinirlilik, anksiyete, hiperaktivite vb. gibi psikoloji sendromlarının olmaması demektir.

GAPS diyetinde; fermente gıdaların ve ticari probiyotiklerin diyete katılma zamanı; probiyotiklerde aranan kriteler, başlangıç dozları, tedavi dozları, devam dozu prosedürleri GAPS Tedavisinin ayrıcalıklı bir özelliğidir.

-TAM GAPS DİYETE BAŞLAMAK-

GAPS Giriş Diyeti, bağırsak duvarını iyileştirdikten ve başlıca sindirim sorunlarını ortadan kaldırdıktan sonra tam GAPS diyetine geçilir. Ancak, kronik kabızlık durumunda; önce tam GAPS diyeti ardından Giriş diyetine geçilir ve daha sonra yeniden Tam diyetle devam edilir.
Bazı durumlarda önce Tam GAPS Diyeti uygulamak, sonra GAPS Giriş Diyeti uygulamak daha doğru bir seçenektir. Sonra uygun bir zamanda Giriş diyetinden hızlıca geçilip tekrar Tam diyetle devam edilebilir.

• Kabızlık problemi olanların veya kabızlığa yatkın olanların, GAPS tedavisine Tam diyetle başlamaları uygundur. Giriş diyetinde lifli gıdalar çekildiği için zaten kabızlık yaşanabilir.
• Özellikle okul dönemi sırasında GAPS Diyetine başlayan öğrenciler ve çalışma hayatında olanlar için GAPS Tam diyeti alternatif
bir uygulamadır. Daha sonra tatil dönemlerinde GAPS Giriş Diyetine dönülüp, sonra tekrar Tam GAPS Diyetiyle devam
edilebilir.
• Giriş diyetini yapmayı göze alamayanlar için GAPS Tam diyetle başlayabilirler.

Tam diyetle GAPS Tedavisine başlayanların mutlaka aşağıdaki konuları dikkate almaları uygun olur.
• Tam diyette sadece izin verilen yiyeceklere yer verilir. (GAPS Kitabı sayfa 165)
• Eğer GAPS Diyetine Tam diyetle başlanıyorsa, probiyotik yiyeceklerin diyete katılması Giriş diyetinde olduğu gibidir. (Eğer daha önceden probiyotik kullanmıyorsanız).
• Tam diyete başladıktan 20 gün sonra da hazır probiyotiklere geçilebilir. (Probiyotik yiyeceklerde her et-kemik suyu veya her çorba kasesine birkaç tatlı kaşığı katıncaya kadar ilerlendikten sonra.)
• Mümkün olduğu kadar et-kemik suyuna ve et-kemik suyuna yapılmış sebze çorbalarına, güveçlere, taze ve organik yumurtaya yer verilir.
• Direkt GAPS Tam diyete başlayanlar “süt ürünlerine başlama planı” na uymalıdırlar. (sayfa 127)
• Yemeklerde saflaştırılmış tereyağı veya diğer hayvansal yağlar kullanılır, yemeklerde zeytinyağı kullanılacaksa yemek piştikten sonra ilave edilir. (soğuk sızma)
• Probiyotik, sindirim enzimleri, vitamin-mineral destekleri, omega 3, Morina balığı karaciğer yağı, hindistan cevizi yağı diyette mutlaka yer almalıdır.
• Her yemekten önce kitapta tarif edilen Alman usulü lahana turşusunundan bir miktar yenmelidir. Böylece mide sindirime hazırlanmış olur ve pankreas enzimleri salgısı tetiklenmiş olur.
• En az 30 gün meyveden ve çiğ sebzeden de uzak durulması iyi olur. 30 gün sonra çiğ sebze ve meyveyi de diyete küçük miktarlarda başlayarak eklenmesi ve yavaş yavaş artırılması gerekir.
• Fasulye, mercimek gibi baklagillerden en az 6 ay uzak durunuz ve bunları kitapta tarif edildiği gibi fermente ederek pişiriniz.
• Bağırsaklar hazır oluncaya kadar ve mümkün olduğu kadar kabuklu yemişlerden uzak durunuz. Onları ancak öğüterek un haline getirerek ekmek yapımında veya kitapta tarif edilen pasta-çörek vb. yapımında kullanınız.

 

Add your comment or reply. Your email address will not be published. Required fields are marked *

Moment Creative